1500 Maden Işçisinin Hayatı Pamuk Ipliğine Bağlı

Konu, 'İş Sağlığı ve Güvenliği Haberleri' kısmında Musa Kamil Ekin tarafından paylaşıldı.

  1. Musa Kamil Ekin

    Musa Kamil Ekin Yönetim Grubu

    Mesajlar:
    1.849
    1500 maden işçisinin hayatı pamuk ipliğine bağlı...
    21.09.2015 Söyleşiler / Raporlar

    [​IMG]
    Işıklar Ocağı’nda çalışan pek çok işçiyle konuşmaya çalıştım, hiçbiri kabul etmedi. Çünkü işlerini kaybetmek istemiyorlar, hepsinin geçim derdi var, ailesi var, hayatlarında hiç parasız kalmamışların asla anlayamayacakları başka haklı nedenleri de var. Sadece bir işçi benimle konuşmayı kabul etti. DİSK Dev-Maden Sen Soma Temsilciliği’nde buluştuk. İsmi, ses kaydı ve fotoğrafları bende mevcut, gün olur, devran döner, onlar da yayınlanır. Belki o zaman daha onurlu bir ülkede yaşarız ve hiç kimse gerçekleri söylerken ismini gizlemek zorunda kalmaz.
    Yüzyıl önce değil geçen ay, duruşma salonuna girerken cep telefonlarınızı bırakın dediler. Soma Madenci Evi’nden arkadaşların parktaki masasına emanet ettik.
    Elimizdeki pet su şişelerinin kapaklarını da istedi polis mahkeme kapısında. Neden diye sordum, atılmasın diye dediler. Kültür merkezi salonunu duruşma salonuna çevirmişler, beş yıllığına da kiralamışlar, sanırım bu durum da davanın en az beş yıl süreceği anlamına geliyor. Bizde böyle, bütün davalar unutulana kadar sürer.
    İçeri girdik, oturma yerlerine kırmızı koltuklar döşenmiş, tiyatro salonlarındaki koltuklardan. Birazdan bir oyun başlayacak, yargılama oyunu. Heyet kürsüsünün tepedeki konumu, sıkıyönetim mahkemelerini andırıyor. Öndeki iki sıra polislere ayrılmış, protokol onların. Protokol sıralarının önünde, teras demirlerini andıran yüksekçe bir demir var, orası sanıklar için. Arka bölümde tutuksuz sanıklar oturuyor. Müşteki avukatları sol tarafta, sanık müdafileri sağ tarafta. Mahkeme heyetinin arkasında, sol tarafta bir barkavizyon, duruşmayı kayda alıyor. Heyet kürsüsünün arkasına Adalet Devletin Temelidir yazmışlar kocaman. Aradaki barkovizyon nedeniyle “ada evletin temelidir” okunuyor. Duruşma başlamadan önce jandarmalar tutuksuz sanıkların önünde seyircilere dönük vaziyette pozisyon aldı. Jandarmaların arkasından tutuklu sanıklar geçti, en öne oturdular.
    [​IMG]
    Cevaplar ezberlenmiş
    Can Gürkan (Patron), Ramazan Doğru (Genel Müdür), Akın Çelik (İşletme Müdürü), İsmail Adalı (İşletme Müdür Yardımcısı), Hilmi Kazık (Vardiya Amiri), Yasin Kurnaz (Vardiya Amiri), Mehmet Ali Günay Çelik (Vardiya Amiri). Erkan Ersoy (Teknik Nezaretçi). Salondaki kadınlar katiller diye bağırmaya başladı onları görünce. Yüzsüzler...
    Dördüncü gün çapraz sorguyla başladı, sanık avukatları soruyor, top atımlarında ne yapardınız? Cevap ezberlenmiş. İşçileri dışarı çıkarırdık. Seyreden işçiler isyan ediyor, yakınları ölenler isyan ediyor, çünkü herkes biliyor, top atıldığında işçileri en fazla yirmi otuz metre uzağa götürdüklerini. Avukatlar soruyor, karbonmonoksit oranının yükselişi top atımlarından sonra mı olurdu? Cevap yine evet. 50 ppm’e kadar çıkardı. Seyredenler yine isyan ediyor. Herkes bir ağızdan bağırıyor, beddua ediyor. Karbonmonoksit oranı 37 ppm olduğunda bir maden ocağının boşaltılması gerekir. Eynez’de minimum düzey 50 ppm’e göre ayarlanmış. O orandan da aşağı hiç inmemiş. Patlamanın olduğu gün saat 14.30’da 500 ppm’e kadar çıkmış. Sorular aynı, cevaplar belli. Sizi kim işe aldı? Mehmet Efe. Sensoru kim bilir? Mehmet Efe. Olay esnasında kim vardı? Mehmet Efe. Bütün suçlar Mehmet Efe’ye atılıyor, çünkü Mehmet Efe öldü. İş güvenliği başmühendisiydi, işlediği suçlar da, işlemediği suçlar da, her şey onun üstüne kaldı.
    Duruşmayı üç saat seyrettim, yalandan başka bir şey yok. Dışarı sigara içmeye çıktım. Müşteki avukatlarından biri, “Ben artık soru sormayacağım” dedi. “İşçileri çıkaralım bir an önce şu mahkemeye de, biraz gerçekleri konuşalım.” Yanında Gülten Kavas var, Ali Kavas’ın eşi. Ali Kavas, işe gireli üç gün olmuş, dördüncü gün ölmüş. Hiçbir eğitim almadığı halde mahkemede 15 gün kurs almış gibi gösterilmiş. “Ölmeseydi, ertesi gün gidecekti eğitime” diyor eşi.
    Yanıtlar tahtada
    Sonradan sordum, eğitim verdikleri falan da yok ortada, işçiler dört gün madende çalışıyor, beşinci gün Celal Bayar Üniversitesi’ne gidiyorlar. Akşama kadar bir takım dersler alıyorlar, akşam da bir sınav yapılıyor. Cevaplar tahtada yazıyor. Sınavdan kalan yok, geçmek için okuma yazma bilmek yeterli. Aslında ona bile gerek yok dedi biri, okuma yazma bilmeyeninkini de doldururlar. Bunu yapan bu ülkenin bir üniversitesi, bunu yapanlar mühendisler, akademisyenler. Kimin için çalışıyorlar, bilim için mi? Peki Ali Kavas kimin için çalışıyordu 8-16 vardiyasında? 14.30’da yangın başlayınca ana yola çıkmış, kapıya on metre kala durdurmuş mühendisler. Kapıyı kilitleyip tehdit etmişler, çıkarsan yevmiyeni keseriz, işten atarız demişler. Madene dönmüş yine, ölüme yürümüş. Ali Kavas’ın cenazesi yıkanmadan önce eşi görmek istemiş, hoca yıkandıktan sonra görsen daha iyi olur demiş. Yıkandıktan sonra görmüş. “Yıkandıktan sonra bile gaz kokuyordu,” diyor, “kefeni bile gaz kokuyordu. Kömür gazı kokusu.” Mahkemede karbonmonoksit oranları tartışılırken kopan kıyametin nedeni bu. 50 ppm, 37 ppm, monoksit oranları, top atımları, sensor falan gibi teknik laflar edilince insanların çıldırması da bundan işte. Yıkanmış ölülerin kefenlerinin bile kömür gazı kokmasından. “Gebereseciler,” diye bağırıyor Gülten Kavas. “Bu dünya kötülerin dünyası, iyilerin değil” diyor. Bir hafta Akhisar Devlet Hastanesi psikiyatri kliniğinde yatmış. “En iyisi deli hastanesi raporu almak değil mi?” diye sordu en son. “Elimde imkân olsa madeni bombalardım. Delilere ceza vermiyorlarmış.”
    BENİM BAŞIMI BELAYA SOKMAYIN!
    Ertesi gün mahkemeye değil, işçilerle beraber Işıklar ve Atabacası ocaklarının olduğu maden sahasına gitmeye karar verdik. Maden sahasına girmeyi yasaklamışlar. Kapıda güvenlik durdurdu. Nereye dedi. Biz de cevapları önceden çalışmıştık, yakınlardaki bir köyün adını verdim, muhtarı görmeye gidiyorum dedim, amcam olur. Geçtik. Fotoğraf çektiğimizi görünce peşimize takıldılar, çıkarken yine durdurdular. Fotoğraf kartını cebime sakladım, işçi arkadaşlar güvenlik görevlisiyle iki üç dakika konuştu, güvenlik görevlisi benim başımı belaya sokmayın dedi en son, merak etme dedik, çıktık.
    AHMET KAYA DİNLEYEN İŞÇİ: OCAKLAR TOPLAMA KAMPLARI GİBİ
    Madenci Evi’nde arkadaşlarla ve işçilerle çay içtik. Söyledikleri şu, Atabacası ve Işıklar Ocağı’nda durum Eynez’den kötüydü. O ocaklarda böyle bir katliam olması daha yüksek ihtimaldi ve o ocaklar aynı şartlarda çalışmaya devam ediyor. Bugün de. Tam şimdi, şu anda çalışıyor o madenler
    Ne zamandır Işıklar Ocağı’nda çalışıyorsun?
    Yaklaşık iki senedir.Hazırlık ekibinde işçiyim. Bacada, yeraltında ilerleme yapıyoruz. En dibe varıp kömüre ulaştığımız yerde ayakları, tahkimatları kuruyoruz.

    Eynez Ocağı’nda çalışan işçiler patlamadan önceki aylarda malzeme eksikliği çekildiğinden bahsetti. Sizde de sıkıntılar var mı?
    Evet, malzeme sıkıntısı var. Eldeki malzeme hem eksik, hem de kalitesiz. Fırçayı ve kelepçeyi fazla sıktığın zaman patlıyor. Ben bir sefer ölümden döndüm. Yemek yerken 60’lık fırçanın biri patladı başımın üzerinde, toz duman oldu ortalık. Fırça dediğimiz bir demirdir, direkleri birbirine bağlar. Ucuna saplama takıp anahtarla sıkarız ya da sıkma tabancasıyla sıkarız. Fırça patlayınca mermi etkisi yapıyor. Metaller demirler sağa sola savruluyor. Kurtulma şansın yok, barete gelirse şansın %10.
    [​IMG]
    Eynez Ocağı’ndaki işçi katliamının ana nedenlerinden biri de üretim zorlamasıydı. Dayıbaşlarının işçiler üzerindeki üretim baskısı sizde de var mı?
    Onlar madende taşeron çalıştıran, şirkete yakın adamlar, patronların yalakaları. Çoğu emeklidir, işi bilen diye gelirler, yetki alırlar. Kâğıt üzerinde maaşları 5 bin ise, 50-60 bine ulaşır. Getirdiği işçilerden kelle başı para alır artı ilerleme başı para alır. Tek bildikleri şey fazla kasa attırmak, üç kasa at dört kasa at, ne kadar atarsan at söyledikleri tek şey var fazla at, tek bildikleri şey fazla at, fazla at.
    Yazın Işıklar Ocağı’nda yangın çıktı ve dokuz gün ocak kapatıldı. Sen orada mıydın?
    Evet, o gün biz tahkimat önünde taban alıyorduk ilerlemek için. Yangın çıktı. Ayaktaki bantları söktük yerüstüne çıktık. Ocağın dokuz gün kapatılmasına neden olacak büyük bir yangın yoktu. Kömür yangını farklıdır, öyle bildiğin ateş falan çıkmaz, bir sıvı akar. Şirket el değiştirecek diye bir laf vardı o zaman. Ocağı dokuz gün kapatmalarının nedeni bence bu. Aynı yangın şu anda da devam ediyor. Üç aydan beri 4. ayak yanıyor, yangını söndüremediler. Yangın var diye ocağı kapattılarsa yangın söndürülmeden niçin ocağı açtılar. Biz o zaman temiz hava girişinde ceketle çalışıyorduk, şu an üzerimizdeki tişörtü çıkarıyoruz ya da yarı çıplak çalışıyoruz, yine de terliyoruz, çizmelerimizin içi ter doluyor.
    Anlattıkların Soma Katliamı’ndan önce işçilerin anlattıklarına çok benziyor.
    Evet, ısı yüksek ve oksijen girişi de yüksek. Emniyet ekibi çok zayıf olduğundan yangını söndüremiyor. Daha önce Eynez’de çalıştım. 12’den önce çıkmak yasaktı. Ana yola çıkardık, amirler önümüze dikilirdi tak diye, 12’den önce çıkmak yasak diye. Işıklar’da insan bandıyla çıkıyoruz ama insan bandını çalıştırmıyorlar vaktinde, bu yüzden iki vardiyanın işçileri aynı anda ocakta oluyor, bandın arkasında bir yığılma oluyor, yedi yüz sekiz yüze yakın işçi. İnsan bandı pis hava çıkışında. Ocakta patlama olsa, yangın olsa, zehirli gaz gelse bir kişi kurtulamaz.
    Işıklar’da kaç işçi çalışıyor?
    1200’dü, şu an 1500’e yakın insan çalışıyor. Üç vardiya, 24 saat. Vardiyalar çakıştığı için yaklaşık 700’den fazla insan oluyor aynı anda madende. Her an kaza olabilir ve 700’e yakın insan ölebilir. 11.30’dan önce insan bandını çalıştırmıyorlar. Geçen bir arıza oldu, enerji gitti, yürüyerek çıktık yukarı, bir saat tırmandık. Yeraltından bir saat yürüyerek çıkılır mı ya...
    Parmağına ne oldu?
    Tırnağım çıktı, iş kazası, parmağı son anda kurtardık. Bir ay oluyor. Mekanize ayak kurmuştuk, onun üzerinde demir direkler var, ilerlemek için onu söküyoruz, vegayisi bağladık yeraltında mal çıkaran konveyırlara, talazlığa taktık, şalterci bizden habersiz çekti şalteri, parmağım talazlıkla vegayis arasına sıkıştı, Allah’tan anında çektim, çekmesem parmak gidiyordu.
    Hayatın pamuk ipliğine bağlı?
    Bir benim değil herkesin hayatı orada pamuk ipliğine bağlı, Işıklar Ocağı’ndaki 1500 işçinin. Tek Işıklar’da değil, ülke genelindeki madenlerde böyle. Bunun açılışına Taner Yıldız geldi, AKP milletvekilleri geldi, hepsinin haberi var. Manisa valisi geldi, Işıklar’ı denetledi. Hepsi biliyor. Soma Katliamı’ndan önce orada dizel araçlar çalışıyordu, Volvolar, kepçeler, birçok şey çalışıyordu yasak olduğu halde. O gün Taner Yıldız da vardı.
    Dizel araçlar çalışırken Enerji Bakanı Taner Yıldız da orada mıydı?
    Olmaz mı ya? Her zaman geliyordu.
    O esnada maden patlasa Taner Yıldız da içeride mi olacaktı?
    Evet, tabii ki. Taner Yıldız madende dolaşırken yarım metre tekerlek izi vardı dizel araçların, onları görmedi mi? Dizel araçların yanında üç yıl beş yıl çalışan madenci akciğer kanserinden ölür. İçeride zaten oksijen az, zaten çeşitli gazlara maruz kalıyoruz, taş dumanına kömür dumanına maruz kalıyoruz, bir de dizel araç çalışıyor, onun egzozu.
    Sen eğitim aldın mı işe başlarken?
    İşe giriş kâğıdını verdiler, madene girdim. İki üç gün yeraltında tavan aldım, sonra da başladım ekiple çalışmaya. Şimdi bir takım kurslar veriyorlar. Yeraltında eğitim vermiyorlar.
    Cep telefonun çalıyor, Ahmet Kaya mı o?
    Evet. Ahmet Kaya ve Grup Yorum. Sosyalist ve devrimci olarak böyle seviyorum.
    Bizimle de o yüzden mi konuştun? Diğer işçiler çekindi çünkü.
    Çekiniyorlar, doğal. Konuştun mu işinden olursun. Bir eylemde görüldün mü yine işinden olursun. Kimse kaybetmek istemiyor işini.

    http://guvenlicalisma.org/index.php...k-ipligine-bagli&catid=120:soylesi&Itemid=136
     
    Fatih Özcan bunu beğendi.