Iş Güvenliğinde Temel Sorun Uygulamada Ve Denetim Eksikliğinde

Konu, 'Köşe Yazıları' kısmında Musa Kamil Ekin tarafından paylaşıldı.

  1. Musa Kamil Ekin

    Musa Kamil Ekin Yönetim Grubu

    Mesajlar:
    1.849
    İş güvenliğinde temel sorun uygulamada ve denetim eksikliğinde
    Başbakan'ın açıkladığı reformlardan bazıları orta ve uzun vadede yarar sağlayabilir. Bununla birlikte çoğu, mevcudun tekrarı niteliğinde. Bazısı da uygulanabilir değil. Her şeye rağmen, kâğıtlara ne yazılırsa yazılsın, devletin kararlılığı, denetimi ve işverenin duyarlılığı olmazsa iş güvenliği standartlarını yükseltmek mümkün olmayacaktır.

    15 Kas 2014 Güncelleme 10:06 TSİ

    [​IMG]
    Ermenek'teki madende böyle yazıyor. Fatih Yılmaz'a göreyse kazaların üç nedeni: Denetim eksikliği, eğitimsizlik, yetersiz iş güvenliği organizasyonu.[Fotoğraf: AA-Getty]

    Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun 12 Kasım'da açıkladığı iş güvenliği konusundaki eylem planının detaylarına geçmeden önce, neden bu plana ihtiyaç duyulduğunu anlamak gerekir. Soma'daki facia ile başlayan altı aylık süreçte, maden ve inşaatlarda çok sayıda işçinin ölümüyle sonuçlanan büyük kazalar oldu. Bu kazaların işaretlerinin üç yıldır görülmeye başladığını istatistiklere bakarak söyleyebiliriz. Büyük kaza üretme potansiyeli olan madenlerde üretim miktarlarının artırılması iş kazalarının da yolunu açmıştır.

    İş kazalarının üç ortak noktası bulunuyor: Denetim eksikliği, işyerinde iş güvenliği organizasyonunun yeterli olmaması ve eğitimsizlik. Mevzuatın yetersiz olması ise çok istisnai hallerde bir sebep olabilir. Bu nedenle, eylem planında “uygulama boyutuna” odaklanan düzenlemeler, hedefleri itibarıyla isabetli görünmektedir. Bununla birlikte, eylemlerin kararlı şekilde tatbik edilmesi gerekir. Aksi hâlde, çok tehlikeli ve ölümcül iş süreçleri içeren maden ve inşaatlarda büyük kazaların devam etme ihtimali bizi ürkütmeye devam edecektir.

    Eylem planında açıklanan bazı düzenlemelerin hâlihazırda mevzuatta yer aldığını, meselenin bunları uygulamaya geçirebilmek olduğunu belirtmek gerekir. Bunları tek tek sayarsak:

    1. İnşaatlarda şantiye şefine iş güvenliği uzmanı olma şartı mevzuatta var (Yapı Müteahhitlerinin Kayıtları ile Şantiye Şefleri Hk. Yönetmelik md. 10).
    2. Standartlara uygun kişisel koruyucu donanım (KKD) sağlamayan işverene idari para cezası da “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” çerçevesinde uygulanıyor (İSG Kanunu md. 4-26. ve KKD Yönetmeliği).
    3. 2 milyon 700 bin inşaat işçisinin “mesleki yeterlilik” sürecinden geçirilmesi öngörülüyor. Benzer bir uygulama, “tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki işlerde çalışan mesleki eğitim zorunluluğu” mevzuatta var (İSG Kanunu md.17/3-Tehlikeli ve Çok Tehlikeli İşlerde Çalıştırılacakların Mesleki Eğitimleri Hk. Yönetmelik). Tabii “mesleki yeterlilik” süreci işçilerin mesleki iş güvenliği açısından niteliklerini artırabilir. Ancak mevcut mesleki eğitimlerin birçok işyerinde bir formalite gibi görüldüğünü, eğitim verilmeden belge düzenlendiğini de biliyoruz. Asıl mesele bunun önüne geçebilmek.
    4. Eylem planında belirtilen “yer altı planlarının hazırlanması” zorunlululuğu da mevzutta var (İmalat haritası-Maden İşyerlerinde İSG Yönetmeliği EK-3 md 1).
    5. “Madenlerin en az iki yoldan yer üstüne bağlanma zorunluluğu” da mevzuatta ifade edilmiş durumda (Maden İ.İ.S.G.Y. EK-3 md 2). “Acil durumlarda çıkış için fosforlu hayat hattı yapılacak” düzenlemesi de mevcudun tekrarı niteliğinde. Yine aynı yönetmeliğin EK-3 3'üncü maddesinde, acil durumlarda işçilerin kaçış yollarının belirlenmesi ve görülebilirliğinin sağlanması zorunluluğu var. Sorulması gereken, bunların neden daha önce incelenip maden işletmelerinin bu tedbirleri almaya zorlanmadığıdır. Yaşam hatları ve kaçış yollarının özelliklerinin açık ve kesin olarak belirtilmesi yararlı olabilir ki farklı işletmelerde farklı uygulamalar olmasın.
    Özetle; yukarıdaki düzenlemeler mevcudun tekrarından ibaret, sorun uygulama ve denetimdir. Bu denetim, özellikle maden ve inşaat gibi işlerde henüz ruhsatlandırma aşamasından başlamalı. Mevzuat yazmak ve para cezası tehdidi yeterli olmuyor.

    “Sorun uygulama ve denetimdir. Bu denetim, özellikle maden ve inşaat gibi işlerde henüz ruhsatlandırma aşamasından başlamalı. Mevzuat yazmak ve para cezası tehdidi yeterli olmuyor.”

    İşyerlerinin teftiş oranı ve niteliği ile ilgili ise kesin bilgiler yok, birçok spekülatif yorum yapılıyor. Meseleye nasıl yaklaşırsanız yaklaşın, 1 milyon 600 bini aşkın işyerinin denetiminin bu müfettiş sayısıyla yeterli olması mümkün değil. Kaldı ki, denetimler genellikle kâğıt üstünde yapılır. Evrakta belirtilen önlemlerin alındığını, eğitimlerin verildiğini garanti etmez. Acil eylem planlarından risk değerlendirmesine, çalışan eğitimlerinden ruhsatlandırma aşamalarında hazırlanan evraklara kadar birçok süreçte aynı sorunu görmek mümkündür.

    Buna mukabil, eylem planında yenilik olarak görebileceğimiz, etkili uygulanırsa faydalı olacağını düşündüğümüz düzenlemeler de var. İşveren ve çalışanlarda “iş güvenliği kültürünün bulunmaması” her fırsatta dillendiriliyor fakat bu konuda bir “sihirli değnek” de geliştirebilmiş değiliz. Eğitim konusunda birkaç üniversitenin münferit gayretleri dışında merkezi olarak bir düzenleme yapılmamıştı. Üniversite ve meslek yüksek okullarına zorunlu ders getirilmesi bu konuda atılan ilk somut adım olarak görülebilir. Ancak bunu mesleki-teknik ortaöğretim düzeyine de taşımak gerekirdi.

    Bir başka önemli düzenleme de prim sistemiyle ilgili değişiklik. Bu, iş güvenliği tedbirlerini özendirici, almayan için ise caydırıcı bir düzenleme. Yararlı ancak 'iş kazalarını tek başına önler' diyemeyiz. Kaza araştırmaları, bir iş kazasına ortalama 6-7 zincirleme hatanın sebep olduğunu gösteriyor. Alınması gereken tedbirler de çok çeşitli, disiplinlerarası ve sistematik olmalıdır. Prim indirimi, modern ülkelerde de gördüğümüz teşvik edici önlemlerden “sadece bir tanesini” oluşturuyor.

    En ucuz fiyatı verenin ihaleyi aldığı ihale mevzuatımızda, kamu ihalelerinde iş sağlığı ve güvenliğine yönelik getirilecek zorunluluklar inşaat sektöründe iş güvenliği şartlarının iyileştirilmesi açısından önemli olabilir ancak neler getirileceği açıklanmadı. Şantiyelerde iş güvenliği ile ilgili temel gereklilikler, henüz iş başlamadan işi alan firmadan istenmeli. Böylece maliyet kaygısı, umursamazlık, zaman kaybı gibi kaygılarla savsaklanan iş güvenliği konusunun işin en başında ciddiye alınması sağlanabilir. Bununla birlikte, ihale süreçlerinde firmalardan iş güvenliği açısından nelerin isteneceği yasal değişikliklerle kesin olarak belirlenmeli, idari kararlara ve sözleşmelere bırakılmamalıdır.

    Eylem planında, uygulama şartları düşünüldüğünde yararlı olamayacağını düşündüğümüz birkaç düzenleme de var. Yapı denetim firmalarının asli görevi olan yapı denetimini etkili şekilde yapamadığına, kâğıt üstünde kaldığına dair tecrübeler ortada iken; bu firmalara iş güvenliği konularını denetleme sorumluluğu getirmek, beklendiği kadar yarar sağlamayacaktır.

    İşyerlerinde yılda bir kez yapılması gereken acil durum tatbikatlarının süresi de aya aya düşürülecek. Birçok işyerinde acil durum tatbikatlarının yapılmadığı düşünülürse, tatbikatların Çalışma ve İşkur İl Müdürlüğü veya İl Acil Durum ekiplerinin nezaretinde gerçekleştirilmesini öngören bir düzenleme daha yararlı olabilirdi.

    Bir başka önemli konu da “Havza Planlaması” konusu. Genel nitelikte düzenlemeler ile riskli sektörlere çözüm üretilebilmesi mümkün değil. Bu sektörlerde koşulların belirlenmesi ve sektörel eylem planlarının hazırlanması gerekir. Havza planlaması yerinde bir yaklaşım ancak nasıl yapılacağı halen belirsizliğini koruyor.

    Kötü koşullardaki madenler kapatılmalı

    Eylem planında giderilemeyecek kadar kötü koşullarda çalışan kömür madenlerinin kapatılmasından bahsedilmiyor. Kaç tane kömür ocağı var, bunların ne kadarı çalışılabilir durumda, ne kadarı mondernize edilebilir ve ne kadarının kapatılması gerekir bilmiyoruz. Yeni düzenlemeler istihdam üzerinde bir miktar etki yaratacaktır. Yapılan düzenlemelerle, ocakların kendilerinin kapatmasını beklemek doğru değil, çünkü kötü şartlarda çalışıldığı sürece kaza olabilir. Ermenek kazasında olduğu gibi, işletip işletmeme noktasında kararsız kalan bir işletmecinin, maliyet kaygısıyla iş güvenliğine yatırım yapması beklenemez. Bunun yerine, çalışılmayacak durumdaki ocakların tespit edilip kapatılması, çalışabilir durumda olanların modernize edilmesi, güvenli üretim koşulları oluşturulmuş madenlerin teşvik edilmesi daha mantıklı bir tercih olur.

    Yetkililer, kömür madenciliğinde iş kazalarının önlenmesi konusunda, ABD, Avustralya, Kanada ve Almanya’daki uygulamaların incelendiğini belirtti. Çin uygulamaları da mutlaka incelenmelidir. Çin, yürürlüğe soktuğu eylem planı sonrasında, iş güvenliği açısından çalışılmaz durumda olan kömür madenlerini kapatarak, son 10 yılda 10 binde 5 olan ölüm oranını 10 binde 1’e düşürdü.

    “1992 yılından beri kömür madenlerinde meydana gelen 12 büyük iş kazasının 11’inin özel sektörce işletilen madenlerde meydana geldiğini görmezden gelemeyiz. ”

    Fatih Yılmaz

    Rödovans sözleşmeleri ile ilgili de kamuyounda bilgi kirliliği söz konusu. Rödovans Fransızcada “kiralama” anlamına geliyor. Türkiye’de devlete ait havzalarda üretim yapma (işletme) hakkının rödovans sözleşmesi ile belirli bir süreyle özel sektöre devredilmesi şeklinde kullanılıyor. Özel sektörde rödovans zaten yok, taşeron var. Önemli olan kimin işlettiğinden ziyade, kaza sorununa nelerin sebep olduğunu tespit etmektir. Bununla birlikte, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun istatistiklerine bakılırsa, kömür madencilliğinde son 12 yılda özel sektör istihdamının oranı yüzde 31’den yüzde 75’e çıkmış durumdadır. Buna paralel olarak, rödovans yoluyla özelleştirmelerin önünün açıldığı 2004 tarihli Maden Kanunu düzenlemeleri sonrasında, sektörde iş kazası oranının yaklaşık yüzde 4; standardize edilmiş iş kazası oranının yüzde 250 arttığını; 1992 yılından beri kömür madenlerinde meydana gelen 12 büyük iş kazasının 11’inin özel sektörce işletilen madenlerde meydana geldiğini de görmezden gelemeyiz. Özel sektör işletmelerinin de iş güvenliğini önemsemediği ortadadır.

    Eylem planında yer verilmeyen bir başka mühim konu da, yaşam odalarıdır. Mevzuatımızda henüz yer verilmeyen yaşam odaları, uluslararası standartlara uygun olarak madenlerde zorunlu hâle getirilmelidir.

    Sonuç olarak, reformlardan bazıları orta ve uzun vadede yarar sağlayabilir. Bununla birlikte çoğu, mevcudun tekrarı niteliğinde. Bazısı da uygulanabilir değil. Her şeye rağmen, kâğıtlara ne yazılırsa yazılsın, devletin kararlılığı, denetimi ve işverenin duyarlılığı olmazsa iş güvenliği standartlarını yükseltmek mümkün olmayacaktır.

    Yrd. Doç. Dr. Fatih Yılmaz, Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Sürekli Eğitim Merkezi İş Güvenliği Uzmanlığı Eğitim Kurumu Müdürü. 10 yıl boyunca Meslek Yüksekokulu İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanlığı yapmıştır. İş güvenliği konusunda çok sayıda makalesi bulunan Yılmaz'ın yayımlanmış kitapları: "Avrupa Birliği ve İş Sağlığı Güvenliği" (ÇASGEM Yayınlari, 2011) ve "İnşaat İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı İşveren ve İş Güvenliği Uzmanının Sorumlulukları" (O.Tan ile birlikte, Dinç Yayınları, 2013).

    http://www.aljazeera.com.tr/gorus/guvenliginde-temel-sorun-uygulamada-ve-denetim-eksikliginde
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 11 Eylül 2015