Ölü Işçiler Ülkesinin 'iş Güvenliği' Meselesi

Konu, 'Köşe Yazıları' kısmında Musa Kamil Ekin tarafından paylaşıldı.

  1. Musa Kamil Ekin

    Musa Kamil Ekin Yönetim Grubu

    Mesajlar:
    1.849
    Ölü işçiler ülkesinin 'iş güvenliği' meselesi
    Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği sistemleri, Çalışma Bakanlığı'nın ilgili daireleri tarafından oluşturuluyor. İşçinin içinde bulunmadığı, yapının sorunlarının hızla çözümlenmediği bir sistem kuruluyor. Türkiye'deki hantal bürokrasi, çağın gelişimine ayak uyduramıyor ve gerekli düzenlemeleri yapamıyor.

    30 Eki 2014 Güncelleme 19:26 TSİ


    [​IMG]
    13 Mayıs 2014'te Soma'da yaşanan faciadan 7 ay sonra bu sefer Ermenek, maden kazasıyla sarsıldı. [Fotoğraf: AA]

    İş sağlığı ve güvenliği, tavandan tabana kadar çok disiplinli bir sistem. Kültürel yapılanma içindeki tüm insan hareketleri, davranışları ve düşünsel aktivitelerin belli şekilde iç içe geçtiği bir yapı. Böyle bir yapıda, bir kişinin aldığı karar, çok büyük bir faciaya sebep olabiliyor. Mesela; bir devlet yetkilisinin yazdığı bir yönetmelik, iş sağlığı ve güvenliğini derinden etkileyebiliyor. Dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliğine bakış açısının, mühendislik bakışının dışına çıkılarak toplumsal ve psikolojik bakış açısını içeren yöntemlerle sınıflandırılıp ele alınması, hayati önem taşıyor.

    Neden dünyanın birçok yerinde iş sağlığı ve güvenliği sistemi düzgün işliyor? Çünkü oralarda meselenin ele alınması çok eski bir tarihe dayanıyor. 1800’lü yıllarda iş sağlığı ve güvenliği sistemini oluşturmaya başlayan bir Almanya, keza yine 1800’lerde Londra’da yaşanan facialardan sonra bu sistemi geliştirmeye yönelen bir İngiltere ve 1950’lerde iş güvenliği yapısını kuran bir Avusturya örneği duruyor önümüzde.

    Oysa Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği sisteminin tarihine baktığımızda, çok farklı bir tablo karşımıza çıkıyor. Aslında Cumhuriyet’in başında, hatta daha Cumhuriyet ilan edilmeden 1921 yılında, madenlerle ilgili kanun bizatihi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yazıldı. O dönemde, maden kaynakları ve bunları çıkaran insanların değerini vurgulamak suretiyle ilk düzenlemeyi Atatürk hazırladı.

    1974 yılına gelindiğinde iş güvenliğine dair bir tüzük yayımlandı. 2012’ye kadar konuya dair sadece ufak tefek düzenlemeler ile yetinildi. Ama asıl yasal metin olan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Haziran 2012'de çıkarıldı.

    6331 Sayılı yasa ve diğer düzenlemelerin, gerçekte kimlere hitap ettiği tartışmalı bir husus. Yasal düzenlemelerin doğrudan insana hitap etmesi, uygulandığı ülkenin toplumsal dinamikleri ile uyumlu şekilde geliştirilmesi esastır. Dünyada bu alanda çok çeşitli yöntemlere başvuruluyor. Örneğin; yapıbozum (dekonstrüksiyon) yöntemi kullanılarak iş sağlığı ve güvenliği alanında yeniden yapılanmaya gidebilir.

    “Türkiye'deki birçok ocağının kapısından baktığınızda, eksik ve uygunsuz oldukları görülebiliyor. Mevcut işletmelerdeki sakilliği görmek için iş güvenliği uzmanı olmaya gerek yok. İşletme kalitesi ortada, kullanılan ekipman ortada, işletme metodu ortada.”

    Şu soruları sormakla işe başlanabilir: Benim temel sorunlarım neler? Ve mevcut yapı içerisinde bu sorunları çözmek için neler yapmam gerekir? Buradan hareketle ulusal bir plan hazırlanabilir. Ulusal planın yalnızca bürokratlar ve siyasiler tarafından bilimsellik dışı bir tarzda ya da sadece akademisyenler tarafından sahayı içselleştirmeden oluşturulması halinde, uygulaması sorunlu ve etkisiz sistemler ortaya çıkması kaçınılmaz.

    Peki, Türkiye’deki yapı neden bozuk? Türkiye'nin iş sağlığı ve güvenliği sistemlerini, Çalışma Bakanlığı'nın ilgili dairleri hazırlıyor. İşçinin içinde bulunmadığı, yapının sorunlarının hızla çözümlenmediği bir sistem kuruluyor. Türkiye'deki hantal bürokrasi, çağın gelişimine ayak uyduramıyor ve gerekli düzenlemeleri yapamıyor. Ya da o düzenlemelerin uygulanabilmesinde ihtiyaç duyulan desteği sağlayamıyor. Tabiri caizse özel sektör almış başını gidiyor, devlet ardından ona yetişmeye çalışıyor ama yetişemiyor.

    İş güvenliği için yetki ve idare profesyonellere verilmeli

    Devletin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki yetersizliğinin en bariz olduğu alanlardan biri de enerji sektörü. Örneğin; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji üretimi konusunda bir yönetmelik çıkarıyor. Yönetmeliğin içerisinde iş sağlığı ve güvenliğine dair tek bir unsura bile yer verilmiyor. Türkiye'de son birkaç yıldır niçin bu kadar çok sayıda ve ölümlü maden kazası yaşandığı sorusu, tüm ağırlığıyla ortada duruyor.

    Bugün Türkiye'deki birçok maden ocağının daha kapısından baktığınızda, eksik ve uygunsuz işletmeler olduklarını hemen görebilirsiniz. İnsanlar kazaların meydana geldiği işletmelerin görüntülerini televizyonlardaki haber bültenlerinde izlediklerinde bile bazı şeylerin yanlış gittiğini idrak edebiliyorlar. Mevcut yapılardaki sakilliği fark etmek için iş güvenliği uzmanı olmaya da gerek yok. Zira işletme kalitesi ortada, kullanılan ekipman ortada, işletme metodu ortada.

    Devletin, maden işletmelerinin ortam denetimini yapan, düzenini sağlayan bir birimi var. Bu birim ne kadar sürede denetleme yapıyor ve en son yönetmeliğini ne zaman revize etmiş? "Kimler Türkiye’de madenci olabilir?" Bu sorunun yanıtını teşkil eden maden işletmeleri, 30 yıl önceki kanunlarla çalışıyor. Yani kimlerin madenci olacağına dair kanun, en son 30 yıl önce düzenlenmiş. Madencilikle ilgili birçok kanun benzer durumda ve Enerji Bakanlığı bunları değiştiremiyor. Çünkü ülkenin enerji ihtiyacının karşılanması, herşeyin önünde görülüyor.

    Türkiye’de çıkan kömürün kalori değeri, ithal kömürle kıyaslandığında, daha düşük. Yerli kömürün kalitesinin ithal kömüre ulaşabilmesi, üretim miktarının artmasına bağlı. Ama her halükarda ithal kömürle rekabet edebilmek için birim işçilik maliyetleri ve uygulama yöntemleri öyle bir seviyeye getirilmek isteniyor ki böylece enerjinin ucuz sağlanabileceği bir ekonomik yapı kurulabilsin.

    Bu aşamada eğer robotik sistemler kullanılmıyorsa, ki Türkiye'de kullanılmıyor, işverenler ucuz işçiliğe yönelmeyi tercih ediyorlar. Ağ sistemi, usta sistemi, taşeron sistemi kullanılıyor. İnsanlar, 1900’lerin metotlarıyla yerin altına indirilerek madenler işletiliyor. Ocakların bakım ve işletim maliyetlerini en alt düzeye indirmek için malzemelerin bakımı yapılmıyor. Ayrıca işçinin ihtiyacı olan ekipmanlar yetersiz ve çok düşük kalitede temin ediliyor, acil durum sistemleri için gerekli yapılar kurulmuyor. Böylece Soma ve Ermenek gibi felaketlere açıkça davetiye çıkarılıyor.

    Enerji Bakanlığı’ndan zaten yanlış gelen bir sistemin, Çalışma Bakanlığı’na bağlı bir müfettiş ya da sahada yaptırımı olmayan bir iş sağlığı ve güvenliği uzmanı denetimi ile çözülmesi mümkün değil. Kaldı ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın elinde yeteri kadar inşaat mühendisi, bu konuda yetişmiş insan da mevcut değil.

    Görüldüğü gibi, kanun çıkarılarak kazalar engellenemiyor. Bir kanun, hitap ettiği toplumsal dinamikler ile uyuşan yapılara eşleştirilmediği takdirde kazalar önlenemiyor.

    Özetle, iş sağlığı ve güvenliği meselesi, tek başına ne Çalışma ne Enerji ne de Çevre Bakanlığına ait. Bu mesele, hepsinin meselesi. Buradan hareketle iddialı bir cümle kuracağım: İş güvenliği sisteminin yapılandırılması eğer profesyonellere verilirse, mesele üç yılda çözülür.

    Türkiye'deki yegane etkili çözüm; iş sağlığı ve güvenliği sistemindeki yetki ve idarenin profesyonellere verilmesi. Dünyadaki entegrasyonu sağlayan, bilen insanlara yetki verilmesi halinde, Türkiye’nin 'iş güvenliği sorunu' da elbette çözülür. Ancak idari ve siyasi kadrolar atayarak kalkışılan bir girişim, başarısızlığa uğrar ve biz de ülke olarak işçi ölümlerinde dünyada birinci sıraya otururuz.

    Herkes içinden bir şeyler söylüyor. Benim de içimde söyleyecek çok şey var. Türkiye'de her gün insanlar iş kazalarında can veriyor. Bizler de ölen insanların, ölen işçilerin vebalini omuzumuzda taşıdığımızı hatırlamaksızın çayımızı yudumluyor, yemeğimizi yiyoruz. Lakin vicdan bütünlüğü olan herkesin, sofrasına baktığında birilerinin akşam evde çocuklarıyla buluşamadığını bilmesi gerekiyor.

    Latif İşçen, İş Güvenliği Uzmanları Derneği (İŞGDER) Yönetim Kurulu Başkanı.

    Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

    http://www.aljazeera.com.tr/gorus/olu-isciler-ulkesinin-guvenligi-meselesi
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 11 Eylül 2015