Soma’dan Sonra Iş Güvensizliği...

Konu, 'Köşe Yazıları' kısmında Musa Kamil Ekin tarafından paylaşıldı.

  1. Musa Kamil Ekin

    Musa Kamil Ekin Yönetim Grubu

    Mesajlar:
    1.849
    Soma’dan sonra iş güvensizliği - Ahmet Gire
    18.08.2015
    [​IMG]
    Madenlerde yanmaz madde kullanımını zorunlu kılmaya yönelik yasanın yürürlüğe konması 2019 yılına ertelendi. Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan madenci katliamlarının hafızalarda hala tazeliğini korumasına rağmen bu yasaların yürürlüğe konmasının 4 sene sonraya atılabilmesi Türkiye’de politik iktidar, sermaye ve işçi sınıfı arasındaki ilişkilerin biçimine dair tabloyu netleştiriyor.
    Politik iktidarın, işçilerin burjuva toplumu içinde gelişmiş toplumsal normlara göre bile çok meşru olan bu taleplerini savaşın gölgesinde görünmez kılması iktidarın işleyiş mekanizmalarını açığa vurmakta. Sermaye ve devletin ‘ölmeden çalışma hakkını’ savaş gibi olağandışı toplumsal durumların yarattığı sis içinde reddediyor olması günümüz Türkiye’sinde yaşanan savaşın sermaye sınıfının avantajına olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Gerek savaşın potansiyel ölüleri olarak yoksul insanların cepheye sürülmesi gerekse gelişebilecek olan sistem karşıtı hareketlerin savaşla politik menzilin dışına itilmesi ve dahası savaş ekonomisinin de artı değer transferindeki kullanışlılığı barışın tesisi talebinin devrimci bir talep olduğunu kanıtlıyor.
    Maden iş güvenliği yasasının ve savaşın ortak bir perspektife konu olabileceği bir diğer nokta neoliberal dönem devlet ve sermaye aklının şekillenişinden anlaşılabiliyor. Neoliberal dönemde istenilen bir ekonomik parametre olan işsizlik hem savaşacak bedenleri hem de madende ölecek bedenleri birlikte yaratıyor. Foucault neoliberal dönemde ortaya çıkan yönetme sanatını anlamaya çalışırken ‘harcanabilir bedenlerin’ stratejik bir araç olarak kullanımına dikkat çeker. Toplumun bir ‘doğal’ işleyişi vardır ve bu işleyişte kimileri ölecekse ölürler. Yeter ki bu kaotik bir durum yaratmayacak yoğunlukta olsun (buradaki açmaz ise kaotik bir durumun ne zaman oluşup ne zaman oluşmayacağının kesin bir hesabının mümkün olamaması). Türkiye’nin yüksek işsizlik oranı da ölümüne çalışmak zorunda olan işçilerin ve paralı asker olarak ölümüne cepheye sürülen askerlerin üretimine yardımcı oluyor. Soma örneğinde çok net şekilde görülen geçmişin çiftçilerinin sermaye ve devlet düzenlemeleri ile işsizleştirilmelerinin sonucunun madende kötü koşullarda çalışacak bir nüfus yarattığı çok berrak bir örnek olarak belleklerimizde duruyor.
    Soma’yı ve Ermenek’i yaşayan Türkiye’de böyle bir iş güvenliği düzenlemesinin ertelenebiliyor olmasının bir nedeni de politik güçler ilişkisinde işçilerin güçsüzlüğü hiç şüphesiz ki. İşsizlik oranı, borçlandırma stratejisi gibi tekniklerle üretilen ve bir yandan da savaş gündemi ile de desteklenen bu güçsüz olma hali siyasal iktidarın böylesi bir tarihsel anda bu yasayı erteleyebilmesini ve bunun için herhangi bir bedel ödemek zorunda kalmayabilmesini mümkün kılıyor. Ancak harcanabilir bedenlerin farklı tekniklerle itildikleri o harcanabilme konumu mistikleştirilmiş herhangi bir iktidarın aurasına kapılamayacak insanlar da yaratabiliyor. Şehit cenazelerinde vatan sağ olmasın seslerinin yükselmesi ya da madenlerde ölenlerin sürekli yoksullar olduğunun, bu durumun kader falan olmadığının ve ekmek parası kazanmanın bu halinin kutsal olmadığının haykırılması sürekli mevcut hegemonya için gerekli olan meşruiyetin azalmasına neden oluyor. Dini söylem ve kutsal devlet anlayışının meşruiyet yitirmesi bedeli çok ağır ödenen politik imkanlar doğurabiliyor.
    Anlaşılan o ki bu madenlerde çalışan işçilerin onlarcası hatta yüzlercesi bu 4 yıl içinde ölecek. Devlet elindeki verilerle bunun olacağını hepimizden daha kesin bir şekilde biliyor ve yine de bu yasayı 4 sene gibi bir süre erteleyebiliyor. Soma katliamından sonra da gündeme gelen ‘zorunlu yaşam odası’ isteğinin reddedilmesinin nedenini çalışma bakanı Faruk Çelik nüfuzlu kişilerin araya girmesi olarak açıklamıştı. HDP milletvekili Saruhan Oluç’un başbakan Ahmet Davutoğlu’na verdiği soru önergesindeki bir soru, sermaye devlet ilişkisinin nasıl yürüdüğünü ve bu hatırlı kişilerin ete kemiğe bürünmüş hallerini sorgulatmaya çalışıyor: “Bu kararnamenin çıkarılmasında Çin malı güvenlik sistemleri satan şirketlerin lobi faaliyetlerinin etkisi oldu mu?” Olmama ihtimali zorunlu olarak yok. Sermayenin ve siyasal iktidarın ülkedeki her iş ve savaş cinayetine ortak olması bize yeni bir slogan ihtiyacı doğuruyor: Ne iş yerinde ne de savaşta, sizin için ölmeyeceğiz!

    http://www.guvenlicalisma.org/index...igi-ahmet-gire&catid=130:makaleler&Itemid=240


    Başlangıç Dergi
     
    Fatih Özcan bunu beğendi.