Türk'ün Madenle Imtihanı

Konu, 'Köşe Yazıları' kısmında Musa Kamil Ekin tarafından paylaşıldı.

  1. Musa Kamil Ekin

    Musa Kamil Ekin Yönetim Grubu

    Mesajlar:
    1.849
    Türk'ün madenle imtihanı
    Rant arayışına, yetersiz sermaye ve ucuz maliyetle servet edinme çabasına dayanan gayrimenkul yağması ve madencilik girişimlerinin cezbedici bir model hâline dönüşmesi; tüm kurumların, kişilerin ve siyasi partilerin belli ölçülerde ve kolektif düzeyde sorumlu oldukları sistem sorununa örnek oluşturuyor.

    13 Ara 2014 Güncelleme 12:20 TSİ

    [​IMG]
    13 Mayıs 2014'te Soma'da meydana gelen maden faciasında 301 işçi hayatını kaybetmişti. [Fotoğraf: AA]

    Son bir yıl içinde önce 301 kişinin ölümüyle sonuçlanan Soma'daki kömür madeni faciası, bir buçuk ay önce de Ermenek'te kömür ocağında meydana gelen ve 18 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan su baskını Türkiye'de şimdiye kadar bir bilinmezlik örtüsü altında yürütülen ve içeriğine nüfuz edilemeyen madencilik faaliyetlerini gün ışığına çıkardı. İki facia, madencilikte iş sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınmasından devletin kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik düzenleyici ve denetleyici rolünün niteliğine ve yeterliliğinin sorgulanmasına kadar pek çok yakıcı sorunu ülkenin tartışma gündemine taşıdı.

    Tarihî gelişme süreci

    Altın, petrol ya da kömür... İnsanoğlunun yer altından çıkan servet ve enerji kaynaklarıyla ilişkisi tarih boyunca sorunlu olmuştur. Çizgi romanlardan ve filmlerden hatırlanacaktır: Bir bölgede bunlardan biri bulununca insanlar hemen hücuma geçer, bulunan değerli maddeyi herkesten önce kapmak için birbiriyle kıyasıya kavga ederler. Hırsızlıklar, ölümler olur. Hırs ve açgözlülük devreye girer, normal hukuk kuralları düzenleyici gücünü kaybeder, toplumun huzur ve asayişi bozulur.

    “Ülkelerin hücum ve talan döneminin doğurduğu düzensizlik ve adaletsizliği ne kadar kısa sürede ve ne kadar başarılı biçimde atlatabilecekleri kültür ve gelişmişlik düzeylerine, sistem kurma ve örgütlenme becerilerine bağlı.”

    Batı, kendi topraklarında yer altı kaynaklarıyla bir anda zengin olma ihtirasından doğan hücum ve talanın ortaya çıkaracağı başıbozukluk ve kargaşanın kısa ve orta vadede toplum düzeninde ve ekonomik gelişme sürecinde yol açacağı yıkımı çok geçmeden kavradı ve o bilindik aklı ile bu alanda güçlü bir norm ve hukuk düzeni geliştirdi. Zenginleşme ihtirası her ne kadar hiçbir kural tanımasa, kapitalizmin tabiatında her zaman vahşet tohumları bulunsa da, maden ya da enerji kaynağının yer altından düzenli, verimli ve insan sağlığına zarar vermeden çıkarılması ve işlenmesi için gerekli teknolojiler geliştirildi, standartlar belirlendi. Alımı ve satımı, uluslararası pazarlara sürülmesi konusunda kendine özgü ticari kurallar ve gelişmiş bir hukuk düzeni ortaya çıktı. Bu konudaki olumlu adımların arkasında hiç şüphesiz merhamet duygusu ve hayırhah niyetler değil, yine kapitalizmin genetiğinde var olan gelişme, ilerleme ve uzun dönemde varlığını koruma içgüdüsü yatıyor. Ancak kapitalist aklın bu alanda ürettiği norm ve sistemlerin dünyanın her yerinde ve her zaman aynı sonuçları doğuran adil standartlar olmadığı; Batı toplumlarına zenginlik ve refah artışı getirirken gelişmemiş bölgelerde kaos ve çatışma ürettiği, trajedilere, kalıcı siyasi istikrarsızlıklara yol açtığı Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin yakın tarihinde yaşanan gelişmelerden açıkça ortaya çıkıyor.

    Toplumun iyiliği her bir bireyin iyiliğine ve her bir bireyin iyiliği de toplumun iyiliğine bağlı. Kaos ve kuralsızlığın hüküm sürdüğü bir alanda kısa vadede bazı bireysel kazanımlar elde edilse de orta ve uzun vadede ortaya çıkacak sonuçların mutlak olarak hem bireylerin hem de toplumun zararına olacağı açık. Bu nedenle kuralsızlık aşamasının ardından ekonomik ve toplumsal akılcılığın gereği en kısa sürede bir düzen ve istikrar oluşturmak üzere bu alanda hak ve yükümlülüklerle ilgili temel normları belirleme, kişi ve kurumların birbirleriyle ilişkileri ve piyasa düzeniyle ilgili kurallar getirme, kısaca güvenilir ve kalıcı bir işleyiş ve denetim yapısı oluşturma aşamasına geçildiği görülüyor. Ülkelerin hücum ve talan döneminin doğurduğu düzensizlik ve adaletsizliği ne kadar kısa süre içinde ve ne kadar başarılı bir biçimde atlatabilecekleri ise kültür ve gelişmişlik düzeylerine, sistem kurma ve örgütlenme becerilerine bağlı.

    Türkiye'de durum ne?

    Ülkemizde uzunca bir süredir yaşanan gelişmelere bakıldığında, Türkiye'nin maden ve yer altı kaynaklarına dayalı zenginleşme yolunda Batı'nın izlediği tarihî gelişme sürecinin oldukça ilkel bir aşamasında kaldığı görülüyor.

    Türkiye'nin bu alandaki geçmişi ne yazık ki kötü örneklerle dolu ve son derece başarısız bir karneye sahip. Ülkemizin bozuk sicili aslında sadece maden konusuyla sınırlı değil. Hızlı, kuralsız ve ölçüsüz toplumsal taleplerin kamu iradesinin düzenleyici gücünü ve otoritesini aştığı hemen her alanda; trafikte, imar ve şehircilik düzeninde, yapılaşmada ve çevre konularında da aynı sonuçlar geçerli. Trafik düzensizliği, şehirlerdeki yetersiz altyapı, betonlaşma, dengesiz nüfus artışı, çevre kirliliği gibi kangrenleşmiş sorunlar; ortaya çıkışları, ilerleme süreçleri, toplumsal gelişmeye olumsuz etkileri ve zamanla bir kısır döngüye dönüşmeleri yönünden birbirinden pek farklı örnekler değil. Hemen hepsinin ortak özelliği, hızlı ve kolay zenginleşmeyi amaçlayan girişimlerle doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılı olmaları.

    Belli bir yatırım ve faaliyet alanıyla ilgili düzenleyici ve denetleyici kurallar, o alanda uyulması gereken standartların yanında esaslı yükümlülükler ve sınırlamalar getirir. Buna karşılık en kısa yoldan ve en hızlı biçimde servet edinmeyi amaçlayan girişimciler, kural ve sınırlamaları sevmez. Nitekim Türkiye'de madenciliğin bugün geldiği noktada devletin koyduğu düzenleyici ve denetleyici kurallar, hedefledikleri kazanca ulaşma yolunda hiçbir engel tanımayan ve sınırsız keyfilikle hareket eden girişimciler karşısında ister istemez etkisiz ve göstermelik olarak kalmıştır.

    Sistem sorunu söz konusu

    Maden kazalarının sıklığı ve insan kaybının yüksekliği bir ülkenin sadece madencilik sektöründe değil, aynı zamanda insani gelişmişlik düzeyinde, örgütlenme becerisinde, kurumsallaşma yapısında, yönetim kalitesinde, kamu otoritesinin düzenleyici ve denetleyici gücünde, çalışma ahlâkında ve hukuk kurallarına uygunluğun sağlanmasındaki zafiyet ve yetersizlikleri de ortaya koyan çarpıcı bir gösterge. Dolayısıyla bu alanda ortaya çıkan olumsuz sonuçları, ilgili oldukları ekonomik sektörler ve bunların faaliyet alanlarıyla sınırlı olarak değil, toplumsal ve ekonomik yapının tüm yapı ve süreçleriyle doğrudan bağlantılı çok boyutlu bir sorun, kısaca bir "sistem sorunu" olarak görmek gerekir.

    “Ülkemizin bozuk sicili aslında sadece maden konusuyla sınırlı değil. Hızlı, kuralsız ve ölçüsüz toplumsal taleplerin kamu iradesinin düzenleyici gücünü ve otoritesini aştığı hemen her alanda; trafikte, imar ve şehircilik düzeninde, yapılaşmada ve çevre konularında da aynı sonuçlar geçerli.”

    Madencilik alanındaki sorunların sistemin bütünlüğüyle bağlantılı olması, bunların bugünden yarına bir anda boy gösteren kısa vadeli ve yüzeysel sonuçlar olmadıkları gibi, sorumluluklarının tek başına siyasi irade ya da idari otoriteye, dünün ya da bugünün iktidarlarına yüklenemeyecek kadar çok boyutlu, uzun süreli ve kolektif nitelik taşıdıklarını ortaya koyuyor. Bu kapsamda trajik sonuçların ortaya çıkmasında, yasa koyucu, düzenleyici ya da denetleyici gücün fonksiyonlarındaki yetersizliklerin yanında, uygulayıcı ve yükümlülük sahibi girişimcilerin üzerlerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmemelerinin de önemli payı bulunuyor.

    Kurumsal altyapısını geliştiremeyen, uzun vadeli dengeli ve istikrarlı kalkınma ivmesini yakalamakta ve dünya pazarlarıyla bütünleşmekte güçlükler çeken, üretimde kalıcı değer zinciri oluşturamayan ve çalışma düzeninde insani standartların gerisinde kalan ekonomik ve sosyal yapılarda, girişimcilerin kuralsızlık ve belirsizliğin sunduğu sınırsız ortamda, kısa sürede ve kolay yoldan zenginleşmenin büyüsüne kapılmaları kaçınılmaz. Rant arayışına, yetersiz sermaye ve ucuz maliyetle servet edinme çabasına dayanan gayrimenkul yağması ve madencilik girişimlerinin cezbedici bir model hâline dönüşmesi; tüm kurumların, kişilerin ve siyasi partilerin belli ölçülerde ve kolektif düzeyde sorumlu oldukları sistem sorununa örnek oluşturuyor. Bu türden sorunlar, aynı zamanda kalkınma ve refah artışının güçlü bir kurumsallaşmaya, yeterli üretim altyapısına ve istikrarlı süreçlere dayandığı konusunda şüpheler uyandıran, yüzeysel ve konjonktürel zenginleşme göstergelerinin dikkatle irdelenmesini ve izlenmekte olan kalkınma politikalarının gözden geçirilmesini gerektiren uyarıcı göstergelerdir.

    Maden kazalarında ölüm riskini sıfıra indirmek matematiksel olarak düşünülebilse de pratikte mümkün gözükmemekte. Bu konuda esas olan ölümleri en aza indirmek, diğer bir ifade ile 'kabul edilebilir' sınırlara çekilmesini sağlayacak yükümlülükleri yerine getirmek, teknik ve idari önlemleri almaktır. Geçen yüzyılın başında dünya ölçeğinde milyon ton başına ortalama 20 civarında olan ölümler, uzun vadeli ve istikrarlı politika ve uygulamalar sonucu bugün gelişmiş ülkelerde 1'in altına hatta sıfıra yakın düzeylere indirilmiş bulunuyor. Ülkemizde son yıllardaki kazaların yol açtığı ölümler sonucu milyon ton başına gerçekleşen ortalama rakam, telaffuz bile edilemeyecek ölçüde ürkütücü bir düzeye yükselmiş durumda. Şüphesiz bu sonuç, temsil edici nitelikte makul bir periyodik sürenin ortalaması olmayıp, kısa zamanda birbiri ardına gelen şanssız kazaların sonucudur. Uğranılan kayıplar tüm toplumda derin bir üzüntüye yol açmış olmakla birlikte, bir daha aynı kazaların tekrarlanmaması konusunda gerekli tedbirlerin en kısa sürede alınması yönünden de bize acı bir ders vermiş bulunuyor.

    Madencilerin sorumluluğu

    Yer altından elde edilen maden ve enerji kaynakları, rekabetin ve tüm finans ve emtia piyasalarının küreselleştiği bir ekonomik sistemde, en ileri sağlık şartları altında, en gelişmiş bilimsel ve teknolojik verilere ve en yüksek kalite standartlarına göre üretilmek ve uluslararası arz ve talep dengelerine göre pazarlanmak durumundadır.

    Epeyce bir süredir bir maden cevherinin üretimi ve pazarlanması, kapalı ekonomilerin bölgesel ya da ulusal pazar ölçeklerini aşmış küresel pazar boyutlarına ulaşmıştır. Dolayısıyla dünya rekabetiyle boy ölçüşme ve uluslararası oyuncu olma iddiasını taşıyan maden üreticileri, artık yüz yıl öncesinin dar ölçekli, küçük hacimli, geri teknolojiye dayalı, düşük nitelikli, güvensiz ve gayri insani sağlık şartlarında üretim anlayışını sürdürme şansını kaybetmişlerdir. Küresel ekonomide maden üretimi ve pazarlanması, tüm altyapı unsurları, teknolojik gerekleri, kalite standartları, iş güvenliği ve iş sağlığı normları, işletme ve yönetim modeli ile bir bütündür, küresel piyasalarla bütünleşmiş durumdadır. Böylesine dinamik ve küresel ölçekte bütünleşik bir piyasada girişimcinin, üretimde en ileri teknolojik araç ve ekipmanı kullanırken, çalışanların iş güvenliği ve sağlığıyla ilgili standartları göz ardı etme, bu konudaki yükümlülüklerini ihmal etme şansı yoktur.

    Madencilikte küresel oyuncu olma, en azından kısa veya orta vadede rekabete ayak uydurma iddiasında olan girişimcinin bu rolünü gerektiği biçimde yerine getirebilmesi yeterli bilgi ve uzmanlık birikimine, uzun vadeli bir stratejiye, geniş bir vizyona, yeterli sermayeye, sosyal ve çevresel sorumluluğa sahip olmasına bağlıdır ve bunlardan herhangi birini ihmal etme lüksü yoktur. Aksini düşünenler, sermaye ve teknik altyapı yetersizliğinin üretim ve kârlılıkta yol açacağı verimsizliği aşmak için maliyetleri düşürmek, dolayısıyla iş güvenliği ve işçi sağlığından kabul edilemez tavizler vermek zorunda kalacaklardır. Bütün bunlar olmaksızın kazanmak ve bir yere gelmek isteyenler ise ancak kısa vadeli ve aldatıcı bir başarı elde etmiş olurlar. Sadece kendi yetersizlik ve hatalarının faturasını ödemekle kalmaz, aynı zamanda toplumun güven duygusunu ve ülkenin uluslararası itibarını da zedelemiş olurlar.

    “Madencilik gibi işçi sağlığı ve iş güvenliğinin korunması yönünden devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün en ileri düzeyde olması gereken bir alanda kamu düzeninin önceliklerini ve toplum yararını girişimcilerin kısa vadede zenginleşme beklentilerine feda eden bir örgütlenme ve işleyiş yapısı açık bir az gelişmişlik işaretidir. ”

    Türkiye'nin kalkınma başarısına gölge düşüyor

    Bir sistem sorunu olarak ortaya çıkan maden ve rant kaynaklarının yağmasına yönelik girişimcilik kültürü ve bunu önlemekte yetersiz kalan yönetim modeli; dengeli ve istikrarlı bir kalkınma anlayışının dayanması gereken temel altyapı öğeleri, örgütlenme kültürü ve işleyiş süreçleri ile hızlı ve kolay yoldan servet edinme eğiliminin ortaya çıkardığı yüzeysel zenginleşme göstergeleri arasındaki asimetrik ilişkiyi su yüzüne çıkaran travmatik bir arıza niteliğini taşıyor.

    Rasyonel kurallara göre işlediği varsayılan bir piyasada veya faaliyet alanında düzenleme ve denetleme işlevi ve bu çerçevede uyulması gerekli ilke ve kuralların varlığı toplumun genel düzeni ve piyasanın ekonomik çıkarları için kaçınılmaz olduğuna göre; tamamen kuralsız, başıbozuk ya da düzenleme yetersizliği bulunan alanlarda ortaya çıkacak sonuçların hem devletin varlık nedeninin hem de piyasa düzeninin arkasındaki ekonomik mantığın sorgulanmasını beraberinde getireceği şüphesizdir. Madencilik, imar ve çevre gibi dengeli kalkınmanın anahtarı olan ve gelecek nesillere hitap eden ihtiyaçların karşılanması söz konusu olduğu durumlarda kamu iradesinin yapılanma ve işleyişinde başıbozukluk ve kuralsızlığa geçit veren bir yaklaşımın benimsenmesi, toplumun kendini inkârına ve intihar etmesine denk bir tutumdur. Ne yazık ki ülkemizin son birkaç yılda yaşadıkları, bu alanda giderek derinleşen ve karmaşıklaşan bir sorun alanının varlığını ve ağır bir yetmezlikle karşı karşıya bulunduğunu gözler önüne seriyor.

    İlerleme ve kalkınma ile ekonomik akılcılık ve toplumsal düzen ve istikrarın sağlanması arasında yakın ve kopmaz bir ilişki bulunduğu göz önüne alındığında; madencilik gibi işçi sağlığı ve iş güvenliğinin korunması yönünden devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün en ileri düzeyde olması gereken bir alanda kamu düzeninin önceliklerini ve toplum yararını girişimcilerin kısa vadede zenginleşme beklentilerine feda eden bir örgütlenme ve işleyiş yapısı açık bir az gelişmişlik işaretidir. Bu durum, Türkiye'nin pek çok alanda örnek gösterilen kalkınma başarısına gölge düşürmekte ve 2023 hedefleriyle bağdaşmamaktadır. Çözümü ise, sadece devlet erkinden ve siyasal iktidarlardan bir anda tepeden inme sihirli çareler bekleme kolaycılığına kapılmadan, öncelikle uzun vadede toplumsal ve siyasal kültürde ve yönetim anlayışında köklü bir zihniyet değişiminin gerçekleştirilmesine ve aynı zamanda tüm kesimlerin iyi niyetli, samimi ve ortak çabalarına ihtiyaç göstermektedir.

    Doç. Dr. Ulvi Saran, Eski Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı, Vali. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü'nden mezun oldu. Kamuda önce Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı'nda sözleşmeli uzman olarak çalışmaya başladı, ardından çeşitli ilçelerde kaymakamlık yaptı. 1992-2003 arasında İçişleri Bakanlığı'nda Mülkiye Başmüfettişi olarak görev yaptı. Sağlık Bakanlığı'nda Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulundu. 2009-2012 arasında Malatya Valisi olarak görev yapan Saran, daha sonra Başbakanlık Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı olarak atandı; 22 Eylül 2014 tarihine kadar bu görevde bulundu.

    http://www.aljazeera.com.tr/gorus/turkun-madenle-imtihani
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 11 Eylül 2015