6645 Sayılı Yasa Ve Hükümet Tarafından Ciddiye Alınmayan Işçi Sağlığı Iş Güvenliği

Konu, 'Köşe Yazıları' kısmında Musa Kamil Ekin tarafından paylaşıldı.

  1. Musa Kamil Ekin

    Musa Kamil Ekin Yönetim Grubu

    Mesajlar:
    1.849
    6645 sayılı yasa ve hükümet tarafından ciddiye alınmayan işçi sağlığı iş güvenliği - Murat Özveri
    30.07.2015 Makaleler

    [​IMG]
    “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 6645 sayılı Kanun” 04/04/2015 tarihinde kabul edildi, 23 Nisan 2015 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
    Yapılan değişikliklere bakıldığında, hükümetin işçi sağlığı iş güvenliği önlemleri konusunda ciddi adımlar atmaktan kaçındığı görülmektedir.
    6645 sayılı yasayla 6331 sayılı yasada yapılan ilk değişiklikle, işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının işverene verecekleri hizmetin “Rehberlik” ve “Danışmanlık” hizmeti olduğu belirtilmiştir. Değişikliğe göre işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının önerilerini dikkate almayan işvereni bu uzmanlar, bakanlığın yetkili birimine bildirecektir. Bildirmeyen uzmanın belgesi üç ay, tekrarında altı ay askıya alınacaktır. İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının yapmış oldukları bildirim nedeniyle iş sözleşmelerinin sona erdirilmesi halinde, işverenin bir yıllık sözleşme ücreti tutarında tazminat ödenmesi öngörülmüştür.
    Aslında yasada yapılan değişiklik, işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının güvencelerinin olmadığının kabul edilmesidir. Diğer yandan ise bu kabulle bağdaşmayacak şekilde getirilebilecek en az ve en dar güvence sistemi tercih edilmektedir. İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının sözleşmelerinin işlerini gereği gibi yapmaları nedeniyle iş sözleşmelerinin sona erdirilmesinde, mutlak anlamda işe iade güvencesi verilmesinden kaçınılmaktadır. Mutlak anlamda işe iadede işveren çalıştırmasa da haksız ve geçersiz feshin bir sonucu olarak işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının ücret ve sosyal haklarını ödemeye devam etmesidir.
    ‘Torba Yasa’da Neler Var?
    Torba yasayla yapılan, ölümlü iş kazası nedeniyle kamu ihalelerinden yasaklanma kolayca aşılacak pansuman niteliğinde bir değişikliktir. Teknolojik yenilik zorunluluğu yaşam odaları ise yasada var olan ama yaşama geçirilmeyen düzenlemelerin tekrarlanmasıdır.
    İşçi sağlığı iş güvenliği sistemi, iş cinayetlerinin yaşanmaması için kurgulanmış bir sistemdir. Amaç, iş ortamında işçinin sağlığının üretim nedeniyle zarara uğramasını önlemektir.
    Her sistemde olduğu gibi, işçi sağlığı iş güvenliği sisteminin de amaca uygun hizmet verebilmesi için uygun araçları belirleyip kullanması gerekir. Türkiye’de amacı işçilerin sağlığını korumak olan özel bir yasa vardır. Yasanın varlığına karşın üç ayda 351 işçinin yaşamını yitirdiği bir ülkede amaç dahil her şeyin sorgulanması zorunludur.
    Ortaya koyduğu amacı gerçekleştirmek için uygun araçları belirlemeyen, belirlenen araçları istisnasız uygulamayan, uygulanmayan kurallara karşı etkin denetim sistemi kuramayan yasal düzenlemenin etkili olması olanaklı değildir. Aksine bu tür yasaların korumak istedikleri amacın tam aksi sonuçların doğmasına yol açtıkları sık görülen bir durumdur.
    Soma’da 301 işçinin can vermesinden sonra tüm iddialı sözlere karşın halen günde ortalama üç işçi iş cinayetlerinde ölüyorsa yasanın etkili olduğunu söylemek olanaklı değildir.
    İş Cinayetleri ve Sistemin Merkezine Dokunmak
    Son dönemlerde iş cinayetlerinin görünür olmasında, nedenlerinin anlaşılmasında çok önemli bir işlev gören İşçi sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi raporları Türkiye’de yasaların etkisizliğini net olarak göstermektedir. İşçi sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi raporlarına göre, 2015 yılının ilk üç ayında bir Soma daha yaşanmış, 351 işçi yaşamını yitirmiştir. Aynı raporlara göre sadece 2015 yılı Mayıs ayında 161 işçi iş cinayetlerinde ölmüştür.[1]
    Üstelik iş cinayetleri bir önceki yılların aynı dönemine göre sürekli artarak devam etmiştir. “2012 yılının Mayıs ayında 69 işçi, 2013 yılının Mayıs ayında 114 işçi, 2014 yılının Mayıs ayında 427 işçi -ki geçen yıl 13 Mayıs’ta Soma’da 301 madenci katledilmişti- 2015 yılının Mayıs ayında ise 161 işçi yaşamını” yitirmiştir.[2]
    6331 Sayılı iş Sağlığı ve Güvenliği yasasının yetersiz olduğunu gizleyemeyen hükümet, sistemin odağına dokunmaksızın, ufak tefek değişiklikler yaparak kamuoyunu oyalamaya devam etmektedir.
    6331 sayılı yasanın amacını yaşanan iş cinayetlerinde, var olan üretim sisteminden bağımsız olarak ele aldığınızda, yasanın işçilerin üretim sürecinde sağlıklarının korunmasını hedeflediği görülmektedir.
    Var olan üretim biçimi özetle, ucuz işçilik üzerinden rekabet üstünlüğü sağlamak üzerine kurgulanmıştır. İşçi sağlığı iş güvenliği önlemlerinin tamamı bir maliyet kalemi olarak görülmekte, bu maliyetten kaçınmak için insan yaşamının değersizleştirilmesinden kaçınılmamaktadır.
    İşçi sağlığı iş güvenliği konusunda, yasada belirlenen amaçla, üretim sisteminin çelişkisi, işçilerin, işverenin, iş güvenliği uzmanlarının, işyeri hekimlerinin, Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimlerinin (OSGB) işçi sağlığı iş güvenliğine yaklaşımında somutlaşmaktadır.
    İşçi, Sağlığını Koruma Güvencesinden Yoksun
    İşçi sağlığı iş güvenliğinin özneleri işveren ve işçidir. İşçi, sağlığını tehdit eden çalışma koşullarına itiraz edebilecek güvenceden yoksundur. Uygulamada sık sık, işçiye gerçekte verilmeyen eğitimleri işçinin imzası ile verilmiş gibi gösterme, hatta işçiden makinalarda güvenlik önlemlerini devre dışı bırakmadan çalışma taahhüdü içeren belgeler alınmaktadır. İşçi bu duruma itiraz edemediği gibi, işin yürütümü aşamasında zaman kaybını engellemek için makinalara tekniğe aykırı müdahaleler bizzat işçi tarafından işveren zorlamasıyla yapılmakta, kaza olduğunda da işçi önceden imzalamış olduğu belgelerle kusurlu çıkartılmaktadır.
    Kısaca işin öznesi olan işçinin kendi sağlığını korumaya dönük bir davranış içerisine girmesi, yaygın işsizlik ve güvencesizlik nedeniyle işlememektedir
    İşveren ise çalıştırdığı işçilerin iş kazası geçirebileceklerini bilmektedir. Bildiği için de en az maliyetle üretimi sürdürmenin doğasına uygun bir şekilde konumlanmaktadır. İstisnaları bir tarafa bıraktığımızda genel olarak işverenlerin önceliği iş kazalarının önlenmesinde değil, kaza sonrası sorumluktan kurtulmanın yollarını yaratacak önlemlerde odaklanmak şeklindedir.
    İçsel Denetimler ve İş Güvenliği Uzmanları
    Tüzel kişilik, işverenlerin sorumluluktan kurtulmalarının en etkili yollarından birisi haline gelmiştir. Şirket içinde şirketler kurmak, işi parçalayarak onlarca taşerona devretmek, işyerindeki makine ve teçhizatı Leasing yoluyla alıp, icra takiplerini boşa çıkartmak, sorumluluğu alt kademe yöneticilere delege etmek sorumluluktan kurtulmak isteyen işverenlerin uyguladığı yaygın yöntemlerden bazılarıdır.
    İçsel denetimin ikinci ayağını 6331 sayılı yasanın öngördüğü uzman denetimi oluşturmaktadır. Bu denetim ya işverenin istihdam ettiği İş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleriyle ya da işverenin hizmet satın aldığı OSGB ile yapılmaktadır.
    İş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri gerçekte, iş cinayetlerinin bir diğer kurban sınıfında yer almaktadırlar. Her şeyden önce aldıkları eğitim yeterli değildir. Hatta bir çoğu gerçekte eğitim alamadan kağıt üzerinde eğitim almış gibi gösterilebilmektedir. İşçi sağlığı iş güvenliği sistemi içerisinde iş kazalarının engellenmesine dönük yetkileriyle orantılı güvenceleri yoktur. Uygulamada, iş kazalarının önlenmesinden daha çok işverenin sorumluluğunun azaltılmasında bir etken oldukları için istihdam edilmektedirler. İş kazası gerçekleştiğinde özellikle cezai soruşturmada işveren yerine yargılanmaları için istihdam edilmektedirler. İş sağlığı iş güvenliği uzmanları bu konumlarının farkında oldukları için de onlarda iş kazalarını önlemekten çok sorumluluktan nasıl kurtulabiliriz çizgisinde konumlanmaktadırlar.
    İşçi Sağlığı ve Güvenliğinde Dışsal Denetim Nasıl Olmalıdır?
    İşçi sağlığı iş güvenliği alanında dışsal denetimde asıl görev bakanlık müfettişlerindedir. Yeterli sayıda uzman bakanlık müfettişinin olmaması, siyasi etkilerin devreye girmesi, periyodik denetimlerin dahi yapılmaması nedeniyle sağlıklı işlememektedir.
    Bir içsel denetim kurumu olan OSGB kaldırılmalıdır. Piyasa koşullarına göre örgütlenip iş alan OSGB pratiği işvereni ne denli az denetlerse o kadar fazla iş aldığı için, ne yazık ki içsel denetimi yok eden bir boyuta gelmiştir.
    İş Güvenliğinde Sendikaların Rolü
    En ucuz ve etkili dışsal denetim sendikalar aracılığı ile yapılabilir. İş kazalarının önlenmesinde gerçek anlamda etkili bir işlev görebilecek durumda olan sendikalar işyerlerinde toplu iş sözleşmesi yetkisi almadan muhatap olarak kabul edilmemektedir.
    Ne yazık ki ülkemizde, sendikal mevzuat işveren veya kamu otoritesinin izni olmadan sendikalaşmayı neredeyse olanaksız hale getirmektedir. Sendika saflığı ilkesine aykırı olan bu durum için radikal dönüşümleri gerçekleştirecek düzenlemelere gereksinim olduğu kuşkusuzdur.
    Ne var ki, bu dönüşümü beklemeden, işyerlerine işkolu ayrımı yapmaksızın sendikaların işçi sağlığı iş güvenliği konusunda denetim yapıp, eksiklikleri işçilere anlatma hakkı verilerek dışsal denetim güçlendirilebilir.
    Sendika veya sendikanın görevlendirdiği uzmanların önceden izin almaksızın işyerlerinde işçi sağlığı iş güvenliği denetimi yapma haklarının verilmesi zorunludur.
    İşverenin denetim yapmasına izin vermemesi halinde sendikacı veya görevlendirdiği uzmanın kolluk desteği ile işyerine girebilmesi olanağı verilmelidir.
    Sendikalara işyerinde işçi sağlığı iş güvenliğine aykırı üretim biçimlerini ve eksiklikleri gidermek için endüstriyel eylem hakkı tanınmalıdır.
    Sonuç olarak işçi sağlığı iş güvenliği özgür toplu pazarlık düzenin kurulduğu, işyeri özelinde içsel ve dışsal denetim elamanlarının güvenceye kavuşturulduğu bir sistemi zorunlu kılmaktadır.
    [1] İş Cinayetleri Raporları http://www.guvenlicalisma.org. Ulaşım Tarihi 03.06.2015
    [2] a. g. r.
    Kaynak: TÜMTİS Yayın Organı İŞÇİ GÜCÜ
    (Temmuz 2015-Sayı: 36)



    TÜMTİS
     
    AydinErden68 bunu beğendi.