Gündüzleri far yakılır mı?

Konu, 'Trafik ve Ulaşım Güvenliği' kısmında Fatih Özcan tarafından paylaşıldı.

  1. Fatih Özcan

    Fatih Özcan Site Kurucusu Site Kurucusu

    Mesajlar:
    1.105
    Farları yakmanın sebebi bellidir: Görülemeyen yolun aydınlatılması. Sisli havalarda ise yalnızca sis farları yakılır.

    Ülkemizde son yıllarda gündüz far yakılmasını teşvik etmek için, sebebi bir türlü anlatılamayan bazı kampanyalar yürütülmektedir. Gerekçesi de “aracın iyi görünmesi” imiş. Halbuki bu uygulama, neredeyse yılın tamamında havaların sisli, bulutlu veya yağışlı olduğu İskandinav ülkeleri ve biraz da İngiltere için geçerlidir. Bir iki kış ayının birkaç günü hariç, görüş alanının devamlı açık olduğu Türkiye için böyle bir uygulama söz konusu bile edilemez.

    Bu güne kadar hiçbir kazazedenin, “Ben aracı göremedim” dediğini duymadığımıza, kazalarla ilgili hiçbir istatistikte de “Aracı Görmeyenler” bölümü bulunmadığına göre, bu uygulamanın çok saçma olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Yazın sıcağında, bütün araçların farlarının açık olduğu bir şehirde, hem güneşin parlaklığı, hem far ışıkları beyinlere müthiş bir baskı uygulamaz mı? Bu baskının, yayalar ve sürücüler için müthiş bir stres kaynağı olabileceğini düşünmek gerekmez mi?

    Ayrıca, uzun huzmeli farlarını yakan bazı gösteriş meraklıları hem insanların gözlerini kamaştırmakta,hem de “hastası olabilir” zannıyla, geçiş üstünlüğü imajı yaratmaktadır. Kısacası en azından şehir içinde gündüzleri far yakmak, sadece bu yönleriyle bile toplum için çok zararlı olabilmektedir.

    Gerçekten iyi niyetli olan ve bir kazaya sebebiyet vermemek için her söylenene inanarak bu konuda ne mümkünse yapmaya çalışan titiz insanları tenzih ederiz ama, günlük güneşlik havalarda, şehir içinde far yakmak, davranış bilimi ile uğraşanlar tarafından dikkat çekme, ilgi uyandırma, fark edilmeye çalışma, gösteriş hastalığı olarak değerlendirilebilir.

    Denizde su olduğunu balıklara anlatmak...!
    Binlerce aracın arka arkaya, vızır vızır işlediği zaten bilinen caddelerden, “bazı arabaların geçtiğini” far yakarak “haber vermeye” çalışmak, insanları aptal yerine koymak değil midir? Bu anlayış, denizde yüzdüğünü zaten bilen balıklara, birde “denizde su var” diye tabelâ göstermekle aynı anlama gelmez mi?

    Yalnızca şehirlerarası yollarda, yeşil veya araziye yakın renkteki araçların, -kısa huzmeliler olmak üzere- gündüz far yakması kabul edilebilir.

    Sadece motosikletlerin küçük olmalarından dolayı; dikkat çekmeleri ve kolay görünmeleri için gündüz far yakmaları, hem gerekli, hem de mecburidir.

    Sözün özü; Onun bunun ne dediği her zaman çok önemli olmayabiliyor. Bazen akıl yolu ile hadiseleri değerlendirmek insanı alır, kısa yoldan doğru sonuca götürür: Zaten aklın yolu birdir. Meselâ Temmuz-Ağustos sıcağında eğer soba ve kalorifer yakılırsa, gündüzleri de far yakılır.
    Hülâsanın özeti: Yüzlerce aracın arasında sırıtan bazı “Kandıralı”ları görünce ne düşünüyorsanız, doğrusu odur…!


    ZORUNLU BİR AÇIKLAMA:


    Bu gündüz far yakma konusunu, (sayıları çok az da olsa) bazı hafif meşrepliler hâlâ daha fazla ciddiye alıyorlar ki, zaman zaman bize tenkit yazıları göndermektedirler. Oysa bizler, tam 23 seneden beri trafik konusunun tam ortasındayız. Ülkede ve dünyada neyin neden ve nasıl gündeme geldiğini çok yakından bilmekteyiz…
    Herkes çok iyi bilmektedir ki, 1995 yıllarına kadar gündüz far yakma meselesi diye bir kavram hiçbir zaman Türkiye'nin gündemine gelmemişti. Hatta o zamanlar tünel çıkışlarına gündüzleri açık unutulmasın diye "FARLAR..!" uyarıları olduğunu herkes bilir… Peki ne oldu da birden bire böyle bir saçmalık ülkemizin gündemine oturuverdi?


    Lütfen okuyunuz:

    GÜNDÜZ FAR YAKMA MASKARALIĞININ GERÇEK HİKÂYESİ:


    Yurt dışında yaşayan, yaşlanıp yarışlardan kopan ve sıfırı da tüketen bir eski yarışçı mecburen Türkiye'ye döner. Acilen para kazanması gerekmektedir. Üstelik ihtiraslıdır da. Bir şekilde hem medyatik olmak ve hem de çok paralar kazanma isterisiyle yanıp tutuşmaktadır. Ancak medyanın gündemine girmenin öyle kolay olmadığını bildiğinden dolayı, bir STK’nın (Sivil Toplum Kuruluşu) şemsiyesine ihtiyacı vardır...

    Türkiye’nin o dönem bir numaralı Sivil Toplum Kuruluşu olan, üstelik de PRI’da (La Prévention Routière Internationale- Uluslar arası Yol Güvenliği Teşkilâtı) Türkiye’nin tek şubesi olup, popülâritesi de çok yüksek olan bir derneğin kapısını çalar... Bu dernek aynı yıllarda TOFAŞ A.Ş. ile “Trafikte Sorumluluğu Paylaşalım” adı altında bir kampanya yürütmektedir. Ancak TOFAŞ; teknik bilgileri sağlayan derneğe olanİKİ MİLYAR lira tutarındaki ödemelerini; iç bürokrasisinin o zamanki tıkanıklıları sebebiyle, aylardan beri yapamamaktadır... ( Vakfımızın bir yöneticisi de o yıllarda bu derneğin Genel Saymanıdır.)

    Derneğin uluslararası düzeyde saygınlığı olan çok muhterem Genel Başkanı, o günlerde yaşananları bir Yönetim Kurulu Toplantısı öncesinde bakın nasıl anlatmıştı:

    “Geçen gün derneğe …. isimli birisi geldi. Eski yarışçı pozisyonundan bahisle, çok önemli projeleri olduğunu, TOFAŞ A.Ş.’nin kendisine sponsor olduğunu, bu kuruluşun projeleri için 50 milyar lira ayırdığını ve parayı hemen ödeyebileceğini söyledi. (Elbette ki bu zat, dernekle TOFAŞ’ın işbirliğinden habersizdi)

    "Saçmaladığı hemen ortaya çıktı ve bir şekilde kendisini yolcu ettim. Bundan birkaç gün sonra periyodik toplantılarımızın gereği TOFAŞ’a gittiğimde muhataplarımın bana ilk söyledikleri şu oldu: “H… Bey yeni bir gelişme var: …. adında, eski bir yarışçı olduğunu söyleyen ve sizin derneğinizle bir proje yürüttüğünden bahseden ve bizden de destek isteyen bir kişi geldi. Çelişkileri olduğunu anladık ama, işin aslını da sizden öğrenmek istedik. Bu kişiyle böyle bir işbirliğiniz var mı?”

    "Ben de kendilerine; ‘bu zat bana da geldi ve TOFAŞ’ın kendisinin sponsoru olduğunu, hatta 50 Milyar lirayı da hemen ödemeye hazır olduğunuzu söyledi’ dedim. Herkes birbirine tebessümle baktı. Zira bu zatın ikili oynadığı ve bilmeden baltayı taşa vurduğu ortaya çıkmıştı..."



    BU YOL KAPANDI AMA, GÜNDÜZ FAR YAKMAYI KEŞFETTİ

    Bu yolun kendisine kapandığını anlayan işbu eski yarışçının bir an önce medyaya çıkması gerekiyordu ve “Yapsam yapsam ne yapsam” isterisiyle yanıp tutuşuyordu.

    Trafik konusunda çok “inovatif” bir şey yapmalıydı ki tutsun ve gündeme otursun-du. İşte tam bu anda cin bir fikirle bu gündüz far yakma konusu aklına geldi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden bir şekilde bazı dostlar edindi ve önce belediye otobüslerinde gündüz far yakmayı, her nasılsa kabul ettirdi.

    Arkasından tasarladığı gün geldi çattı: Medya, bu büyük “dahi”ye kapılarını ardına kadar açmıştı zira. Medyatik bir slogan da bulmuştu hani: “Farım Açık, Yolum Açık”
    Belki % 2 oranında da tuttu bu gündüz far meselesi maalesef...

    Bu şahıs bu kurnaz çıkışla parayı da buldu, Allah ziyade etsin. Peki bu “Farım Açık, Yolum Açık" hikâyesi ne oldu? Neden bunu devam ettirmiyor ve hiçbir surette artık ondan söz etmiyor, hiç düşünen var mı?

    Nedeni gayet açık. Artık parayı buldu, konu kapandı. Yoksa bu gündüz far saçmalığının Türkiye gibi dört mevsim güneşli olanlar için değil, devamlı sisli ve yağışlı ülkeler için geçerli ze zorunlu olduğunu veya olabileceğini aslında kendisi çok iyi biliyordu.

    Birkaç senede bir de olsa;
    Kendileri de gündüz far yakma hastalığına yakalanan, attıkları maillerle akılları sıra hayatı trafik sorunları ile mücadle etmekle geçenlere ayar çekmeye çalışan;Bazı "Marko Paşa Müridleri"ne ithaf olunur...

    http://www.tutev.org/Icerik.asp?SayfaID=59
     
    Burcu Yıldırım bunu beğendi.