Harika Bir Sunum Yapmanın Yolları

Enver Çığşar

Yönetim Grubu
Katılım
1 Temmuz 2014
Konular
421
Mesajlar
771
Tepki puanı
783
Konum
ADANA
TED’den Dersler

Bir yıl kadar önce meslektaşlarımla beraber Kenya, Nairobi’ye gittiğim bir gezide 12 yaşında Masaili bir çocukla tanışmıştık. Richard Turere adlıbu çocuk bize şaşırtıcı bir hikaye anlatmıştı. Ailesi geniş ulusal parkın köşesinde çiftlik hayvanları yetiştiriyordu ve bu işin en büyük zorluklarından biri hayvanları aslanlardan korumaktı, özellikle de geceleri. Richard fark etti ki araziye lambalar koymak aslan saldırılarını engellemiyor, ama elinde bir el feneriyle arazide yürüdüğü zaman aslanlar uzak duruyorlardı. Genç yaşından beri elektronikle ilgileniyordu, evdeki radyoyu sökerek kendi kendini eğitiyordu. Bu deneyimini sayesinde, güneş panelleri, bir araba aküsü ve bir motor sinyal kutusu kullanarak lambaların sırayla yanmasını sağlayacak bir sistem icat etti ve bu sistemin ortamda hareket olduğu izlenimini vererek aslanları korkutmasını umut ediyordu. Işıkları yerleştirdikten sonra aslanlar saldırmayı bıraktı. Yakında Kenya’nın diğer yerlerindeki köyler de Richard’ın “aslan lambalarını” yerleştirmeye başlayacaklar.

Bu hikaye ilham vericiydi ve TED konferansımızda daha geniş bir kitleye sunulmayı hak ediyordu ama görünüşe göre Richard, bir TED konuşması yapmaya pek de gönüllü değildi. Son derece utangaçtı. İngilizcesi pek iyi değildi. İcadını anlatmaya çalışırken cümleler ağzından bölük pörçük çıkıyordu. Dürüst olmak gerekirse, Bill Gates, Sir Ken Robinson ve Jill Bolte Taylor gibi uzman konuşmacıları dinlemeye alışkın 1400 insanın karşısına henüz ergenliğe girmemiş bir çocuğu çıkarmak hayal edilmesi zor bir şeydi.

Öte yandan Richard’ın hikayesi o kadar ilginçti ki onu konuşmacı olarak davet ettik. 2013 konferansından önceki aylarda, onunla birlikte hikayesini şekillendirmek için çalıştık. Nereden başlaması gerektiğini, olayları hem özlü hem de mantıklı bir çerçeveye oturtmasını öğrettik. İcadının ardından, Richard Kenya’nın en iyi okullarından birinden burs kazandı ve orada bir kitlenin karşısında canlı konuşma yapma pratiği kazanabildi. Kendine güvenini öyle bir seviyeye getirmesi gerekiyordu ki, kişiliği de öne çıkabilmeliydi. Nihayet Long Beach’te TED konuşmasını yaptığında, onun gergin oluğunu fark edebiliyordunuz ama bu onu daha da ilgi çekici hale getirdi ve insanlar ağzından çıkan her kelimeyi pür dikkat dinledi. Kendine güvendiği belliydi ve Richard her gülümsediğinde, dinleyiciler eridi. Bitirdiğinde, tepki anında geldi: İnsanlar onu durmak bilmeden ayakta alkışladılar.

30 yıl önce gerçekleşen ilk TED konuşmasından bu yana konuşmacılar siyasi figürlerden, müzisyenlerden ve televizyon yıldızlarından oluşuyordu ve bu insanlar kendilerinden daha az tanınan (ve kimi sunum yaparken rahat hissedemeyen) akademisyenler, bilim insanları ve yazarlardan oluşan kalabalıkların karşısında çok rahattı. Yıllar boyunca, deneyimsiz konuşmacıların insanların izlemekten keyif alacağı sunumlar yapabilmelerine, sunumlarını düzenleyip pratik yapabilmelerine yardımcı olmak için bir yöntem aradık. Bu hazırlık süreci genellikle sunumdan altı ila dokuz ay öncesinde başlıyordu ve düzenleme (ve gözden geçirme), metin, tekrarlanan provalarla birçok ince ayarı kapsıyordu. Yaklaşımımızı sürekli yeniden düzenlemek durumundayız çünkü halk önünde konuşma sanatı her geçen gün evrim geçiriyor ancak gelen tepkilere bakılacak olursa, temel sistematiğimiz gayet başarılı ilerliyor: 2006’da TED Konuşmalarını internete yüklemeye başladığımızdan beri 1 milyardan fazla tık aldılar.

Bu deneyime dayanarak, iyi bir konuşma yapmanın öğretilebilir olduğuna ikna oldum. Birkaç saat içinde bir konuşmacının içeriği ve sunumu karmaşıktan büyüleyiciye dönüştürülebilir. Benim ekibimin deneyimi TED’in 18-veya-daha-az-dakikalık formatına odaklanmış olsa da aldığımız dersler mutlaka diğer konuşmacıların da işine yarayacaktır. Bu konuşmacı ister halka arz road show’u yapan bir CEO olsun, ister yeni ürününü tanıtan bir marka müdürü, isterse de girişim sermayelerini (VC) hedefleyen yeni bir oluşum...

Hikayenizi Şekillendirin
Hakkında konuşmaya değecek bir konunuz yoksa iyi bir konuşma yapmanız imkansızdır. Söylemek istediklerinizi kavramsallaştırmak ve şekillendirmek hazırlık aşamasının en can alıcı kısmıdır.

Hepimiz biliyoruz ki insanlar, dinleyicilerin ilgisini çekme konusunda en çok işe yarayan anlatım yapılarında bolca bulunan hikayeleri ve metaforları dinlemekten zevk alırlar. İlginç sunum deyince aklıma dinleyicileri bir yolculuğa çıkarmak geliyor. Başarılı bir konuşma küçük bir mucizedir, sonrasında insanları dünyayı bambaşka görmeye iter.

Başarılı bir konuşma küçük bir mucizedir, sonrasında insanları dünyayı bambaşka görmeye iter.

Eğer konuşmanızı bir yolculuk gibi şekillendirirseniz, en önemli kararlar nerede başlayıp nerede bitireceğiniz olacaktır. Başlamak için doğru noktayı bulmak için dinleyicilerinizin bahsedeceğiniz konuyla ilgili hali hazırda neler bildiğini ve buna ne kadar önem verdiğini düşünün. Eğer onların sahip olduğundan daha fazla bilgi ve ilgileri olduğunu var sayarak başlarsanız veya jargonlarla, fazla teknik bir dille konuşursanız onları kaybedersiniz. En ilgi çekici konuşmacılar, konuyu çabucak ortaya atıp bu konuya neden bu kadar ilgi gösterdiklerini açıklayıp dinleyicileri de bu şekilde düşünmeye ikna ederler.

Sunum taslaklarında gördüğüm en büyük sorun, çok fazla şey açıklamaya çalışmaları. Bütün bir kariyeri tek bir konuşmada özetleyemezsiniz. Eğer bildiğiniz her şeyi konuşmaya sığdırmaya çalışırsanız, önemli ayrıntılara değinecek vaktiniz olmaz ve konuşmanız öyle soyut bir hal alır ki, yalnızca dinleyicileriniz konuya aşinaysa bir anlam ifade eder. Ama eğer değillerse tamamen anlamsız olur. Fikirlerinizi ayrıntılarıyla anlatmak için belirgin örneklere ihtiyacınız vardır. Bu sebeple konuşmanın kapsamını mümkün olan sürede örneklerle ve açılanabilecek şeylerle kısıtlayın. Konuşma öncesinde verdiğimiz geribildirimlerin çoğu, fazla geniş bir alana yayılma dürtüsünü düzeltmek içindir. Bunun yerine derine inin. Daha fazla detay verin. Bize çalışmanızı bütün kapsamıyla anlatmayın, eşsiz katkılarınızdan bahsedin.

Elbette konuşmadan çıkarılması gerekenleri fazlasıyla açıklamak ve titizce ortaya sürmek de bir o kadar zararlı olabilir. Bu durumda çözüm biraz farklıdır. Dinleyicilerinizin zeki olduklarını unutmayın. Bazı şeyleri kendi kendilerine anlamalarına izin verin. Kendi sonuçlarına varmalarını sağlayın.

En iyi konuşmaların çoğu, polisiye hikayelerin anlatım biçimini andırır. Konuşmacı bir sorunu ortaya sunar ve ardından bir çözüm arar. Süreçte bir “işte bu” anı vardır ve dinleyicilerin bakış açısı anlamlı bir gidişat kazanır.

Eğer bir konuşma başarısız olursa, bunun sebebi konuşmacının onu doğru şekillendirememesi ve dinleyicilerin ilgi seviyesini yanlış değerlendirmesi dir. Konu çok önemli olsa da, belirli bir konu olmadan rastgele vaaz vermek her zaman tatminsizlik yaratır. Hiçbir ilerleme kaydedilmez ve bir şeyler öğrendiğinizi hissedemezsiniz.

Son zamanlarda gerçekleşen bir enerji konferansında, bir belediye başkanı ve eski vali ardı ardına konuşmalar yaptı. Belediye başkanının konuşması o şehirde gerçekleştirilen etkileyici projelerin listesini konu alıyordu. Konuşma, yeniden seçilebilmek için hazırlanmış bir karne veya reklam gibi böbürlenmeye dayanıyordu. Dinleyiciler çabucak sıkıldı. Vali konuştuğundaysa, başardıklarını listelemek yerine bir fikrini paylaştı. Evet, görevde olduğu zamanlardan anekdotlar sundu ama ana fikir belliydi ve hikayeler açıklayıcı veya örnekleyici biçimde kullanılıyordu (aynı zamanda da komikti). Bu konuşma çok daha ilgi çekiciydi. Belediye başkanının asıl amacı, ne kadar harika olduğuyken valinin mesajı “İşte hepimizin işine yarayacak ilgi çekici bir fikir!” olarak sunulmuştu.

Genel kural olarak, insanlar organizasyonlarda ve kuruluşlarda konuşmaları pek ilginç bulmazlar (eğer onların bir üyesi değillerse). Fikirler ve hikayeler bizi büyüler, organizasyonlar bizi sıkar çünkü onlarla ilişki kurmak daha zordur. (İş dünyası insanları buna özellikle dikkat edin: Şirketinizle böbürlenmeyin, bunun yerine bize çözdüğünüz sorunu anlatın.)

Bağlantıyı görmek için üye girişi yapmalısınız.


Sunumunuzu Planlayın
Konuşmayı şekillendirdikten sonra, şimdi sıra sunuşunuza odaklanmaya geldi. Bir konuşmayı sunmanın üç yolu vardır: Bir metinden veya teleprompter’dan doğruca okuyabilirsiniz. Her şeyi kelimesi kelimesine yazmaktansa her bölümde söyleyeceğiniz şeyleri planlayan madde işaretleri kullanabilirsiniz. Aynı zamanda konuşmanızı ezberleyebilirsiniz ki bu da sunumun her kelimesini noktasından virgülüne içselleştirene dek tekrarlamanızı gerektirir.

Benim tavsiyem, okumayın ve prompter kullanmayın. Bu kendinizi uzaklaştırmanıza sebep olur, dinleyiciler okuduğunuzu anlarlar. Bunu hissettiklerinde de, dinleme şekilleri değişir. Bir anda gönül bağınız kopar ve her şey çok resmi gelmeye başlar. Biz TED’de genellikle okumanın her türünü yasaklarız ama birkaç yıl önce monitör kullanmakta ısrar eden bir adama bir istisna yapmıştık. Oditoryumun arkasına bir ekran kurduk ve tek umudumuz, dinleyicilerin bu ekranı fark etmemesiydi. Başta doğal konuştu ama çok geçmeden ruhsuzlaştı ve bu korkunç çuvallama hissi seyirciye yansıdı, herkes “Olamaz, bir yerden okuyor!” diye düşündü. Kelimeler harikaydı ama konuşma düşük puan aldı.

En iyi TED konuşmalarınn çoğu kelimesi kelimesine ezberlenmişti. Eğer önemli bir konuşma yapacaksanız ve zamanınız varsa, ezberlemek en iyi yöntemdir ama çok çalışmanız gerekir. Hafızalardan silinmeyen en başarılı konuşmacılarımızdan biri, felç geçirmiş bir beyin araştırmacısı Jill Bolte Taylor’dı. Hastalıkla mücadele etmekle geçen sekiz yıldan bahsetti. Hikayesini düzenleyip, kendi kendine saatlerce pratik yaptıktan sonra emin olmak için konuşmasını dinleyiciler önünde düzinelerce kez prova etti.

Elbette her sunuma bu kadar zaman ayırmaya değmez. Eğer sunumu ezberlemeye karar verirseniz, öğrenme eğrisinin tahmin edilebilir bir eğimi vardır. Çoğu insan henüz konuşmayı tam olarak ezberlemediği ve benim “tuhaflık vadisi” dediğim yerden geçer. Eğer o vadide sıkışıp kaldıkları sırada konuşmayı yaparlarsa dinleyiciler bunu hisseder. Kelimeler fazla ezbere söyleniyor gibi duyulur veya öyle zor anlar olur ki konuşmacılar cümlelerini hatırlamaya çalışırken boşluğa bakıp kalırlar, gözlerini havaya dikerler. Bu, konuşmacıyla dinleyiciler arasında bir uzaklık hissi yaratır. Bu noktayı atlatmak neyse ki kolaydır. Önemli olan yeteri kadar prova edip, kelimelerin akışını doğal hale getirmektir. O zaman konuşmayı anlamlı ve doğru bir şekilde sunmaya odaklanabilirsiniz. Dert etmeyin, bunu başaracaksınız.

Öte yandan eğer bir konuşmayı baştan sona öğrenecek vaktiniz yoksa denemeye kalkışmayın. Not kartlarının üzerine madde işaretleri koymayı seçin. Her bir maddede ne diyeceğinizi bildiğiniz sürece, sorun çıkmaz. Bir maddeden diğerine geçerken nasıl bağlayacağınıza odaklanın.

Aynı zamanda ses tonunuza da dikkat edin. Bazı konuşmacılar otoriter, bilgili, güçlü veya tutkulu bir izlenim yaratmak ister ama yalnızca muhabbet eder gibi konuşmak daha iyidir. Zorlamayın. Nutuk atmayın. Yalnızca kendiniz olun.

Eğer başarılı bir konuşma bir yolculuksa, yol arkadaşlarınızı seyahat boyunca rahatsız etmediğinizden emin olun. Bazı konuşmacılar egolarını çok fazla yansıtırlar. Kendilerinden çok emin ve aşağılayıcı olurlar, dinleyiciler de kendilerini kapatır. Bunun olmasına izin vermeyin.

Sahne Duruşu Geliştirin
Deneyimsiz konuşmacılar için sunum yapmanın en zor kısmı fiziksel olarak sahnede olmaktır ama insanlar bunu gözlerinde büyütürler. Kelimeleri, hikayeyi ve ana fikri bir araya getirmek, nasıl durduğunuz veya gerginliğinizi belli etmenizden çok daha önemli bir başarı belirleyicisidir. İş sahne duruşuna geldiğindeyse, biraz yönlendirme yeterli olacaktır.

Provalarda rastladığımız en büyük hata, insanların bedenlerini çok fazla oynatmasıydı. Sağdan sola sallanıyor veya ağırlıklarını bir ayaktan diğerine veriyorlardı. İnsanlar gergin olduklarında bunu doğal olarak yapar ancak bu dikkat dağıtıcıdır ve konuşmacının zayıflığını gösterir. Konuşmacının alt bedenini sabit tutmasını sağlamak, sahne duruşunu gözle görülür şekilde geliştirir. Bazı insanlar sunum sırasında sahnede yürürler, bu, doğal yapıldığında iyi bir şeydir. Öte yandan büyük çoğunluk düz durup vurgu yapmak için el jestlerine güvenmeyi tercih etmelidir.

Sahnede en önemli fiziksel davranış göz temasıdır. Seyircilerin arasından farklı yerlerde oturan ve arkadaşça görünen beş veya altı kişi seçin. Onların bir yıldır görmediğiniz arkadaşlarınız olduğunu ve onlara işinizle ilgili olup bitenleri anlattığınızı düşünün. Göz teması çok güçlüdür ve konuşmanızda size her şeyden daha fazla yardımcı olacaktır. Tamamen hazırlanma şansınız olmadığı için bir yerden okumak zorunda kalsanız bile, ara sıra göz teması kurmanız büyük fark yaratır.

Deneyimsiz konuşmacılar için başka bir engel de hem konuşmadan önceki hem de sahnedeki gerginliktir. İnsanlar bununla farklı şekillerde baş eder. Birçok konuşmacı, sıra kendilerine gelene dek seyircilerin arasında durur. Bu yöntem işe yarayabilir çünkü kendinden önceki konuşmacıları dinlemek gerginliği belirli bir seviyede tutabilir. Harvard Business School’da bedenin duruş şeklinin gücü nasıl etkilediği üzerine çalışan Prof. Amy Cuddy, gördüğüm en sıra dışı yöntemlerden birini uyguluyor. İnsanların konuşma yapmadan önce, etrafta yürümelerini, ayakta durmalarını ve bedenlerini esnetmelerini tavsiye ediyor. Bunları yapmak kendinizi daha güçlü hissetmenizi sağlar. Kendisi de sahneye çıkmadan önce bunları uygulamış ve mükemmel bir konuşma yapmıştı. Öte yandan bana kalırsa verilebilecek en iyi tavsiye, sahneye çıkmadan önce derin nefes almak.

Genelde insanlar gerginliklerini çok fazla kafalarına takar. Gergin olmak dünyanın sonu değildir. Dinleyiciler sizin gergin olmanızı bekler. Bu performansınızı artırabilecek olan doğal bir beden tepkisidir. Size performansınızı sergilemek için enerji verir ve zihninizi açık tutar. Nefes almayı unutmayın, her şey yolunda gidecektir.

Gerginliği kabullenmek aynı zamanda ilgi çeker. Gerek sinirlerinizle gerekse ses tonunuzla hassaslığınızı göstermek, doğal olduğu sürece dinleyicileri kazanmanın çok iyi bir yoludur. İçe dönük insanlarla ilgili bir kitap yazan ve 2012 konferansında konuşmacı olan Susan Cain, konuşma yapmaktan çok korkuyordu. Sahnede ne kadar hassas olduğunu hissedebiliyordunuz ve bu durum seyircilerin onu desteklemesini sağladı. Herkes konuşmadan sonra ona sarılmak istiyordu. Orada bir savaş verdiğini anlamamız duruma bir güzellik katmıştı ve o yılın en popüler konuşmasını yapmıştı.

Gergin olmak dünyanın sonu değildir. Dinleyiciler sizin gergin olmanızı bekler.

Multimedyayı Planlayın
Elimizdeki tüm teknoloji kaynaklarını kullanmak gerektiğini düşünürüz, en azından sunum slaytlarını. Şimdiye dek birçok insan PowerPoint’la ilgili tavsiyeler almıştır: Basite indirgeyin; notlar yerine slayt desteleri hazırlamayın ve slaytta bulunan kelimeleri sesli okumayın. Slaytları olduğu gibi okumak teleprompterdaki sorunun bir başka türlüsü olup, “Olamaz! Bir yerden okuyor!” hissini uyandırır. Ayrıca bilgi bir kez algılandığında ilginçtir. Hem okunup hem seslendirildiğinde aynı kelimeler tekrarlanıyor gibi gelir. Bu tavsiyeyi tüm dünya duydu ama herhangi bir şirkete gidin ve bakın, konuşmacılar bu kuralı sürekli çiğniyorlar. En iyi TED konuşmacılarının çoğu hiç slayt kullanmaz ve çoğu konuşma da onları gerektirmez. Eğer konuyu canlandırmak için fotoğraflar veya illüstrasyonlarınız varsa tamam, slaytları kullanabilirsiniz. Eğer yoksa, en azından sunumun bazı kısımlarını slaytsız yapmaya çalışın. Eğer slayt kullanacaksanız da, PowerPoint’ın alternatiflerini keşfetmeyi deneyin. Örneğin TED, iki boyutlu bir resimde kamera gözü görüntüsü sağlayabilen bir sunum yazılımı sunan Prezi isimli şirkete yatırım yaptı. Görüntülerin düz olarak dizilmesinin yerine, resmin her yerinde gezinip gerekirse yakınlaşabilirsiniz. Doğru olarak kullanıldığında, bu gibi teknikler bir konuşmanın vereceği görsel etkiyi çoğaltır ve anlamını katlar.

Sanatçılar, mimarlar, fotoğrafçılar ve tasarımcılar görselleri kullanma şansı en yüksek olan kişilerdir. Slaytlar konuyu şekillendirme ve konuşmaya hız kazandırmaya yardımcı olur ve konuşmacıların jargonla ve fazlasıyla entelektüel bir dilin içinde kaybolmalarını engeller. (Sanattan bahsetmek zordur, görsel olarak sunmak daha kolaydır.) Sanatçının veya tasarımcının slaytları otomatik bir zamanlayıcıyla 15 saniyede bir değiştiği harika sunumlar gördüm. Aynı zamanda video eşliğinde konuşma yapılan sunumlar da gördüm. Böylece ivme kazanmanız kolaylaşır. Örneğin, endüstriyel tasarımcı Ross Lovegrove oldukça görsel TED Konuşmasında, dinleyicileri oldukça yaratıcı bir yolculuğa çıkarmak için bu tekniği kullandı.

Yaklaşımda yaratıcılık arayışının başka bir yolu da konuşmaya sessizlikler katmak ve çalışmaların kendilerin ifade etmelerine izin vermektir. Kinetik heykeltıraş Reuben Margolin, güçlü etki yaratmak için bu yaklaşımı kullandı. Esas fikir, “Ben bir konuşma yapıyorum” diye düşünmemek. Bunun yerine “Bu dinleyicilere çalışmamla ilgili güçlü bir deneyim yaşatıyorum” diye düşünmek. Sanatçıların ve mimarların yapabileceği tek ve en kötü şey, fazla soyut veya kavramsal dille konuşmaktır.

Video elbette birçok konuşmacı için çok işe yarar. Kargaların zekasıyla ilgili bir TED konuşmasında, bilim insanının gösterdiği videoda bir karga bir tüpün içinden yiyecek alabilmek için bir kancayı büktüğü, yani bir gereç yaptığı görülüyordu. Bu video, o ana dek söylediği her şeyden daha açıklayıcıydı.

İyi kullanıldığında video çok etkili olabilir ancak kaçınılması gereken bazı genel hatalar vardır. Videonun kısa olması gerekiyor, eğer 60 saniyeden fazlaysa, insanları kaybetme riskiniz vardır. Kendi reklamını yapan veya bilgi içerikli reklamlara benzeyen videolar, özellikle de kurumsal videolar, kullanmayın. İnsanlar bunları hiç sevmezler. Film müziği olan herhangi bir video tehlikeli bir şekilde itici olabilir. Ne yaparsanız yapın, örneğin CNN’de çıkmış bir röportajınızı video olarak kullanmayın. Bunu yapan konuşmacılar gördüm ve kesinlikle iyi bir fikir değil. Kimse siz ve egonuzla birlikte bir yolculuğa çıkmak istemez. Dinleyicileriniz sizi zaten canlı olarak dinliyorlar, bir de ekranda konuşan kafanızı izletmeye ne gerek var?

Bağlantıyı görmek için üye girişi yapmalısınız.


Her Şeyi Birleştirmek
Biz konuşmacılara, sunumdan altı ay (veya daha fazla) önceden yardım etmeye başlarız ki pratik yapmak için yeterli zamanları olsun. Sunumlarının en az bir ay önceden son halini almış olmasını isteriz. Son haftalarda ne kadar çok pratik yaparlarsa o kadar iyi olacaktır. İdeal olan konuşmayı hem kendi kendilerine hem de bir dinleyici kitlesinin önünde prova etmeleridir.

Başka insanların önünde sunumu prova etmenin zor yanı, o insanların size geribildirim veya yapıcı eleştirilerde bulunmak zorunda hissetmeleridir. Genellikle farklı insanlardan gelen geribildirimler çok çeşitli ve bazen çelişkili olabilir. Bu durum kafa karıştırıcı ve çaresiz bırakıcı olabilir. Bu sebeple de, test dinleyicileriniz olarak veya geribildirim için çağırdığınız insanlar konusunda seçici olun. Bir insan konuşmacı olarak ne kadar deneyimliyse, o kadar iyi eleştiri yapabilir.

Ben bu derslerin çoğunu 2011’de aldım. TEDGlobal’ın etkinliğini düzenleyen meslektaşım Bruno Giussani bir şeye dikkat çekti. TED’de dokuz yıl çalışmama, birçok konferansta sunucu olarak bulunmama ve birçok konuşmacıyı tanıtmama rağmen hiç bir TED Konuşması yapmamıştım. Bu sebeple bir konuşma yapmam için beni davet etti ve ben de kabul ettim.

Beklediğimden çok daha stresliydi. Başka insanlara hikayelerini şekillendirmeleri için yardım etmiş olmama rağmen kendi hikayemi şekillendirirken ilgi çekici olmanın zor olduğunu fark ettim. Şnternet videolarının global inovasyona nasıl güç verdiğini anlatan sunumumu ezberlemeye karar verdim ve bu oldukça zordu. Saatlerce çalışmama, meslektaşlarımdan akıl almama rağmen bir yerde artık takıldığımı düşündüğüm bir noktaya saplandım ve oradan hiç çıkamayacağımı sandım. Gerçekten patlayacağımı düşündüm. Sahneye çıktığım ana dek çok gergindim ama sonunda her şey çok iyi gitti. Elbette gelmiş geçmiş en iyi TED konuşmalarından biri değildi ancak olumlu tepki aldı ve bunu yapmanın stresinden kurtulmuş oldum.

Sonuç olarak otuz yıldır konuşmacılarımızın neler yaşadığını gözlerimle görmüş oldum. Sunumlar fikrin, anlatımın ve konuşmacının tutkusunun kalitesine göre başarılı veya başarısız olurlar. Bir konuşmadaki sorunlara yardım eli uzatmak kolay ancak temel hikayeye yardımcı olmak çok zor. Konuşmacının hammaddesi olmak zorunda. Eğer söyleyecek bir şeyiniz varsa, çok iyi bir konuşma hazırlayabilirsiniz. Öte yandan eğer merkezi konu yoksa, bence hiç yeltenmeyin. Daveti reddedin. İşinize dönün ve gerçekten paylaşmaya değer, ilgi çekici bir fikriniz olana dek bekleyin.

Unutulmaması gereken en önemli şey, bir konuşma yapmanın yalnızca bir iyi yöntemi yoktur. Hafızalara en çok yerleşen konuşmalar yeni, kimsenin daha önce görmediği şeyler sunanlardır. En kötü olanlarsa formül tadı verenlerdir. Bu sebeple, ne olursa olsun burada sunduğum tavsiyelerin her birine uymak için çaba sarf etmeyin. Elbette dikkatinizi verin ancak konuşmanız sizin olsun. Kendinizin ve fikrinizin neden farklı olduğunu siz biliyorsunuz. Güçlü yönlerinize oynayın ve tamamen sizin doğallığınızı yansıtan bir konuşma yapın.

kaynak:
Bağlantıyı görmek için üye girişi yapmalısınız.
 
Üst Alt