Tiyatroyla Iş Sağlığı Ve Güvenliği Eğitimi...

Konu, 'Meslek Hastalıkları,Tanı ve Bildirimleri' kısmında Musa Kamil Ekin tarafından paylaşıldı.

  1. Musa Kamil Ekin

    Musa Kamil Ekin Yönetim Grubu C Sınıfı Uzman

    Mesajlar:
    2.227
    Firma:
    BelKo ltd.şti.
    [​IMG]

    Geçen hafta, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) “Kültür Sanatta Katılımcı Yaklaşımlar” raporunu açıkladı.

    Aynı günün akşamında tiyatro aracılığıyla işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği farkındalığını geliştirmeyi amaçlayan” bir tiyatro oyununa davetliydim.

    İstanbul’un akşam trafiğinde tiyatro salonuna ulaşmaya çalışırken aklımdan raporun verileri geçiyordu.

    İKSV raporunun sonuçları dehşet vericiydi!

    Türkiye’de insanların yüzde 70’i, yani 10 kişiden 7’si son bir yıl içinde, ücretli ya da ücretsiz, herhangi bir kültür-sanat etkinliğine katılmamıştı.

    Katılanlar ise, asıl olarak, AB diye tarif edilen üst gelir grubundan, eğitim seviyesi yüksek ve 18-24 yaş arasındaki gençlerden oluşmaktaydı.

    İKSV raporu, bir bilgi ve kıyas olsun diye, İPSOS’un 2016’da Türkiye’deki 34 ilden 13.799 kişiyle gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını içeren Türkiye’yi Anlama Kılavuzu’nun verilerini de paylaşmıştı.

    İPSOS araştırmasına göre, toplumun yüzde 49’u hiçbir zaman sinemaya gitmiyor; yüzde 39’u hiç kitap okumuyor; yüzde 66’sı konser, tiyatro ya da opera gibi herhangi bir etkinliğe katılmamış; yüzde 81’i hiçbir enstrüman çalmıyor; yüzde 57’si video, VCD, DVD ya da internet üzerinden film veya dizi izlemiyor; yüzde 47’si hiç dergi okumuyor; yüzde 86’sı hiçbir hobi kursuna gitmemiş. En sık yapılan aktivite ise yüzde 85’le televizyon izlemek.

    Oyunun oynanacağı kültür-sanat merkezine ulaşıp koltuğuma oturduğumda “acaba hiçbir kültür ve sanat etkinliğine gidemeyen yüzde 70 için hazırlanmış, gidilemeyecek yeni bir oyun mu” diye aklımdan geçiyordu. Ancak, projeyle ilgili açıklamaları dinleyip, projeyi izleyince durumun sandığımdan farklı olduğunu anladım.

    Tez Medikal için Ekol Drama tarafından hayata geçirilen proje 3 ayak üzerinden kurgulanmıştı. Birincisi, tiyatroyu yaratıcı drama şeklinde, eğlenceli bir eğitim aracı olarak kullanmak. İkincisi, eğitimin konusunu hizmet verilen bir işyerinde ısrarla yapılan iş sağlığı ve güvenliği hatalarından seçmek ve çıkan ürünü orada sergilemek. Üçüncüsü, çalışanların, çalışma alanında doğabilecek “kriz” anlarında ve “ramak kala” durumlarında çözümü daha kolaylıkla bulmalarını sağlamak.

    Oyun yaklaşık 1 saat sürdü. Birinci perdesi yalnızca Ekol Drama ekibinin oynadığı bir tiyatro oyunu olarak geçti. İkinci perdede ise izleyiciler arasından alınan sürpriz bir kişi sahnedeki oyunun bir oyuncusu yapıldı.

    Hemen söyleyeyim, projeyi bir fikir olarak çok değerli buldum.

    Klasik eğitim yöntemlerinin işçilerde yarattığı ilgisizlik hepimizin malumudur. Şüphesiz, klasik bir eğitim de hem bilgilendirici hem de keyifli olabilir ve olmalıdır da. Ancak gerçek bir bilinç ancak kavramlarla mümkündür. Bu da klasik eğitimleri ister istemez “asık suratlı” yapar.

    Bununla birlikte, gündelik yaşamdaki rutine dönüşmüş davranış ve alışkanlık odaklı sorunlarda, tiyatro yoluyla işçiye ulaşan bilgi daha yoğun duygusal tepkileri harekete geçirerek daha etkili olabilir. Bu noktada yaratıcı drama günlük yaşama bir yabancılaşma sağlayarak işçinin sorunu bilince çıkarmasına “tersinden” bir katkı sağlayabilir.

    Peki, proje bu katkıları ne kadar hayata geçirebilmiş görünüyor?

    Öncelikle, seyircinin, yani işçinin oyunun bir parçası haline getirilmesi fikri çok iyi. Üstelik işçinin ne diyeceği ve ne yapacağı bilinmediği için profesyonel oyuncular açısından da sürprizler yaşanması sahnedeki çatışmayı, sonuç olarak da dikkati ve keyfi daha da artırır. Nitekim, oyun sırasında seyircinin en ilgili ve keyifli olduğu bölüm de burasıydı.

    Bu yöntem etkin kullanıldığında sonsuz fırsatlar sunacaktır. Bu yüzden üzerinde özellikle kafa yorulması yerinde olur. Hatta, tiyatro sporu gibi tekniklerden faydalanılarak bu proje yalnızca katılım ilişkisi üzerine bile şekillendirilebilir.

    Tiyatro olarak oynanan bölüm için de epey bir kafa yorulduğu kesin ve keyifli anlar içeriyor. Ancak bu bölümdeki baş karakter Eşref, örneğin, bir Mr. Bean gibi, bir İnek Şaban, ya da bir Aslan Asker Şvayk gibi “kendine özgü, abartılı ama gerçekçi” bir ruh kazanamıyor. Absürtlük (saçmalık) karakteri aşıyor, gerçeklik de saçmalaşıyor ve seyirciyi sahnedeki yaşantıya inandıramıyor.

    Şüphesiz, böyle büyük tarihsel edebi tipler ve karakterler ile oyundaki Eşref‘i kıyaslamıyorum. Ama, Eşref onlardan biri olmaya gayret etmedikçe istediği etkiyi oluşturamayacaktır. Bu yüzden, Eşref üzerinde bıkıp usanmadan çalışılmalı, başta işçilerden gelenler olmak üzere, her eleştiri ve öneri bu yolda dikkate alınmalıdır.

    Mesleki sağlık ve güvenlik mevzuatının derme çatma ve olgunlaşmamış yapısı ile bu alandaki denetim eksikliği, çıkalı henüz 5 yıl olmadan, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu yasak savma şeklinde uygulanır hale getirdi.

    Başlangıçtaki hevesli pek çok girişimin yerini, yasanın olumlu sonuçlarının bir türlü yaşamda kendini belli etmemesi nedeniyle, umutsuzluk ve karamsarlık almaya başladı.

    Bu alanda gerçekten çaba gösteren akademisyen, işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, sendika, OSGB (ortak sağlık ve güvenlik birimi), dernek vb. sayısı zaten yok denecek kadar azken, olanlar da genel olarak, bir çürüme ikliminde kayıtsızca savruluyorlar.

    İşte, böyle bir ortamda, tiyatroyu mesleki sağlık ve güvenlikte bir eğitim yöntemi olarak kullanabilmek için bu projeyi tasarlama ve bunun için para, emek ve zaman harcama cesaretini gösterdiğinden dolayı Tez Medikal ailesini ve böyle özgün bir projeye yaratıcı drama ile ruh veren Ekol Drama ailesini kutluyorum. Projenin kaderini ilgiyle izleyeceğim.


    23 Şubat 2017
    Yazar: Linkleri görebilmek için üye girişi yapmalısınız.
    Linkleri görebilmek için üye girişi yapmalısınız.